Satış vaadi sözleşmesi: noterde düzenleme şekli, tapuya şerh ve vaade dayalı tescil davası
Yayın tarihi:
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, bir taşınmazın ileride satılacağını taahhüt eden ve kanunun resmî şekle bağladığı bir önsözleşmedir. Bu rehber, sözleşmenin noterde hangi şekilde yapılması gerektiğini, adi yazılı vaadin sonucunu ve tüketiciye yapılan ön ödemeli konut satışındaki istisnayı, sözleşmenin tapuya şerhini, satıcı devre yanaşmadığında açılan tescil davasının şartlarını, zamanaşımını, tescil mümkün olmadığında tazminat ve bedel iadesinin nasıl hesaplandığını, ispat sorunlarını ve davanın hangi mahkemede, hangi harçla görüldüğünü Yargıtay kararlarıyla anlatır.
Kısaca
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, bir taşınmazın ileride belirli bir bedelle satılacağını taahhüt eden sözleşmedir. Kanun bu sözleşmenin resmî şekilde yapılmasını geçerlilik şartı sayar ve sözleşmeyi yapmak noterin görevleri arasındadır. Taraflardan biri isterse sözleşme tapuya şerh verilir; şerh, taşınmaz üzerinde sonradan hak kazananlara karşı ileri sürülebilir. Sözleşme noterde düzenlenmişse ve alıcı bedeli ödemişse, satıcı devre yanaşmadığında alıcı mahkemeden mülkiyetin kendi adına tescilini isteyebilir. Bu dava taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılır.
Bu sayfada
- Kısaca
- Dava, süre ve usul
- Satış vaadi sözleşmesi nedir; Türk Borçlar Kanunu m. 29 ve m. 237 onu nasıl düzenler?
- Noterde satış vaadi: düzenleme şekli ile imza onayı arasındaki fark ve şekle aykırılığın sonucu nedir?
- Ön ödemeli konut satışında şekil kuralının istisnası: 6502 sayılı Kanun m. 41 ne getirir?
- Satış vaadine dayalı tescil davasının şartları nelerdir: geçerli sözleşme, ifa olanağı, bedel ve ehliyet
- Satış vaadi tapuya nasıl şerh edilir ve şerh, TMK m. 1009 uyarınca hangi korumayı sağlar?
- Satış vaadine dayalı davada zamanaşımı ne kadardır; taşınmaz teslim edilmişse ne olur?
- Tescil mümkün değilse: geçerli vaatte tazminat, geçersiz sözleşmede bedelin iadesi nasıl hesaplanır?
- Satış vaadi davasında ispat: bedelin ödenmesi, ehliyet ve muvazaa iddiaları nasıl ispat edilir?
- İlgili mevzuat
- Yargıtay kararları
- Sık sorulan sorular
Dava, süre ve usul
Aşağıdaki satırların her biri kanunun ilgili maddesine dayanır; yanlarındaki bağlantı, maddenin yer aldığı kanunun mevzuat.adalet.gov.tr'deki tam metnini açar.
- Görevli mahkeme
Kural olarak asliye hukuk mahkemesi: dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesi görevlidir; satış vaadine dayalı tescil davası için ayrı bir görev kuralı yoktur. Satıcı ticari veya mesleki amaçla hareket ediyor, alıcı ise konut veya tatil amaçlı taşınmazı ticari ya da mesleki olmayan amaçla alıyorsa uyuşmazlık tüketici işleminden doğar ve tüketici mahkemesi görevlidir. Taraflar tacirse ve satış vaadi her ikisinin ticari işletmesiyle ilgiliyse dava ticari davadır ve asliye ticaret mahkemesi görevlidir.
Dayanak: HMK m. 2/1; 6502 sayılı Kanun m. 3/1-h, k, l ve m. 73/1; TTK m. 4/1, m. 5/1
- Yetkili mahkeme
Tescil istemi ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek bir dava olduğundan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir; dava birden fazla taşınmaza ilişkinse taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde diğerleri hakkında da açılabilir. Yalnız bedel iadesi veya tazminat istenen davada genel yetkili mahkeme davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir; sözleşmeden doğan davalar sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilir. Yalnız bedel iadesi veya tazminat istenen tüketici davası, tüketicinin yerleşim yerindeki tüketici mahkemesinde de açılabilir; tescil istenen davada taşınmazın bulunduğu yerin kesin yetkisi tüketici mahkemesinde de geçerlidir.
Dayanak: HMK m. 12/1, m. 12/3, m. 6/1, m. 10/1; 6502 sayılı Kanun m. 73/5
- Dava şartı
Satış vaadine dayalı tescil davasında dava şartı arabuluculuk yoktur: 6325 sayılı Kanun m. 18/B/1 dava şartını kira, taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi, Kat Mülkiyeti Kanunu ve komşu hakkı uyuşmazlıkları için öngörür; satış vaadi bu listede yoktur ve taraflar arabulucuya başvurmakta serbesttir. Dava tüketici mahkemesinde görülüyorsa arabulucuya başvuru kural olarak dava şartıdır; ancak tüketici işlemi niteliğinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar ile tüketici hakem heyetinin görevindeki uyuşmazlıklar bu şartın dışındadır. Ticari davalardaki dava şartı ise konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarını kapsar.
Dayanak: 6325 sayılı Kanun m. 3/1, m. 18/B/1; 6502 sayılı Kanun m. 73/A/1; TTK m. 5/A/1
- Süre ve zamanaşımı
Kanunda satış vaadine özgü bir süre yoktur; kanunda aksine hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Zamanaşımı ileri sürülmedikçe hâkim onu kendiliğinden gözetemez. Tapuya verilen satış vaadi şerhi, şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmazsa re'sen terkin edilir. Sözleşme geçersizse ödenen bedelin geri istenmesinde de Yargıtay, taraflar arasında geçersiz de olsa bir sözleşme bulunduğu için on yıllık süreyi uygular; bu süre, tapuda devir ümidinin kesildiği ya da devrin olanaksız hâle geldiği tarihte başlar.
- Yargılama usulü
Asliye hukuk mahkemesinde yazılı yargılama usulü: satış vaadine dayalı tescil davası HMK m. 316/1'de basit yargılama usulüne bağlanan dava ve işler arasında sayılmaz. Dava tüketici mahkemesinde görülüyorsa HMK'nın Altıncı Kısım hükümlerine, yani basit yargılama usulüne göre yürütülür. Ticari dava niteliğindeki uyuşmazlıkta, TTK m. 4/2'deki parasal sınırı geçmeyen davalarda basit yargılama usulü uygulanır.
Dayanak: HMK m. 316/1; 6502 sayılı Kanun m. 73/4; TTK m. 4/2
- Harç
Nispi harç: yargı harçları değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden alınır; tescil gibi taşınmazın aynına ilişkin davalarda harca esas değer taşınmazın değeridir. Tescil ile birlikte tazminat da istenirse harç, taşınmazın değeri ile istenen tazminat tutarı üzerinden alınır. Dava tüketici mahkemesinde tüketici tarafından açılıyorsa Harçlar Kanunu'nda düzenlenen harçlardan muaftır.
Dayanak: Harçlar Kanunu m. 15, m. 16/1-2; 6502 sayılı Kanun m. 73/2
- Kanun yolu
Nihai karara karşı istinaf; m. 341/2'deki parasal sınırı geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Bölge adliye mahkemesinin kararı, m. 362/1-a'daki temyiz sınırını geçmeyen davalarda kural olarak temyiz edilemez. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul edip yeniden esas hakkında karar vermişse, kabul edilen ya da reddedilen kısım m. 341/2'deki sınırın üzerindeyse karar temyiz edilebilir (m. 362/3, 7589 sayılı Kanunla eklendi); temyiz sınırının altında kalan bu kararlarda iki karar arasındaki fark m. 341/2'deki sınırı geçmiyorsa ya da karar yalnız yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkinse temyiz yolu kapalıdır. Parasal sınırlar her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırılır; davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.
Dayanak: HMK m. 341/1-a, m. 341/2, m. 362/1-a, m. 362/3 ve 3-a, b, ek m. 1
Satış vaadi sözleşmesi nedir; Türk Borçlar Kanunu m. 29 ve m. 237 onu nasıl düzenler?
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi, bir taşınmazın ileride belirli şartlarla belirli bir kişiye satılması borcunu içeren bir önsözleşmedir. (Yargıtay HGK, E. 2020/251)1 TBK m. 29/1'e göre bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir; m. 29/2'ye göre ise kanunlarda öngörülen istisnalar dışında önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır. Taşınmaz satışı resmî şekle bağlı olduğu için (TBK m. 237/1) satış vaadi de aynı şekle tabidir: TBK m. 237/2, taşınmaz satışı vaadinin resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmayacağını açıkça söyler. TMK m. 706/1 de taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerliliğini resmî şekilde düzenlenmelerine bağlar.
Yargıtay, kaynağını TBK m. 29'dan alan satış vaadini; TBK m. 237, TMK m. 706 ve Noterlik Kanunu m. 89 uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, geçerliliği resmî şekil şartına bağlı, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan bir sözleşme türü olarak tanımlar. (Yargıtay 7. HD, E. 2025/4532)2 Aynı tanım, sözleşmesi 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu döneminde yapılmış bir uyuşmazlıkta Hukuk Genel Kurulu kararında da yer alır; Kurul orada mülga BK m. 213'ün bugünkü karşılığını TBK m. 237 olarak gösterir.1
Sözleşme vaat alacaklısına ayni hak değil kişisel hak verir. Hukuk Genel Kurulu, vaat borçlusunun ediminin satışı vaat edilen taşınmazın zilyetliğini ve mülkiyetini devretmek, vaat alacaklısınınkinin ise bunun karşılığında bedel ödemek olduğunu; tam iki tarafa borç yükleyen bu sözleşmede edimini yerine getiren tarafın karşı tarafın da edimini yerine getirmesini isteyebileceğini belirtir.1 Vaat borçlusu devre yanaşmazsa vaat alacaklısı, TMK m. 716 uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.2 TMK m. 716/1, mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukuki sebebe dayanarak tescil isteme hakkına sahip kişinin, malikin kaçınması hâlinde mülkiyetin hükmen geçirilmesini hâkimden isteyebileceğini düzenler.
Satış vaadinin geçerliliği, vaat borçlusunun sözleşme tarihinde taşınmazın maliki olmasına bağlı değildir. Hukuk Genel Kurulu, borç doğuran bir sözleşmenin geçerliliğinin satıcının satış tarihinde veya daha sonra o şeye malik olması şartına hiçbir zaman bağlı olmadığını belirtmiş ve başkasına ait tapulu taşınmazın noterde düzenlenen satış vaadiyle satışını, kişisel borç doğuran bir sözleşme olarak geçerli saymıştır. (Yargıtay HGK, E. 2010/386)3 Bu karar mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde ve oy çokluğuyla verilmiştir.
Bu rehber iki kişi arasında doğrudan yapılan satış vaadini ve ona dayanan tescil davasını anlatır. Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi içindeki satış vaadi ve yükleniciden bağımsız bölüm alan kişinin istemleri kat karşılığı inşaat sözleşmesi rehberinde, yolsuz tescilin iptali ise tapu iptali ve tescil davası rehberinde ele alınır.
Noterde satış vaadi: düzenleme şekli ile imza onayı arasındaki fark ve şekle aykırılığın sonucu nedir?
Satış vaadi sözleşmesi yapmak noterin görevleri arasındadır. Noterlik Kanunu m. 60/3, 7413 sayılı Kanunla 23/6/2022'de değiştirilmiş hâliyle, noterin taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapmasını ve taraflardan birinin talep etmesi, harç ve giderleri ödemesi hâlinde bu sözleşmeyi tapu bilişim sistemi vasıtasıyla tapu siciline şerh vermesini sayar. Noterlik Kanunu m. 89 ise “gayrimenkul satış va'di”ni, “Düzenleme şeklinde yapılması zorunlu işlemler” başlığı altında, tapuda işlem yapılmasını gerektiren sözleşmelerle birlikte sayar.
Noterlikte iki ayrı işlem türü vardır. Noterlik Kanunu m. 84/1'e göre hukuki işlemlerin noter tarafından düzenlenmesi bir tutanak şeklinde yapılır; m. 90/1'e göre ise onaylama, hukuki işlemin altındaki imzanın imzayı atan kişiye ait olduğunun bir şerhle belgelendirilmesidir. Hukuk Genel Kurulu, Noterlik Kanunu m. 60/3 ve m. 89'un taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin noterlerce düzenleme şeklinde (re'sen) yapılacağı kuralını getirdiğini ve tapuda kayıtlı taşınmazların resmî senede bağlanmayan satımları ile noterde düzenleme biçiminde yapılmamış satış vaadi sözleşmelerinin geçersiz olduğunu belirtir.1 Yargıtay da noterde onaylama şeklinde yapılan bir satış vaadini, düzenleme şekli zorunlu olduğu için geçersiz saymış ve bu sözleşmeye dayanılarak verilen tescil kararını bozmuştur; sözleşme mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde yapılmıştır ve karar oy birliğiyle verilmiştir. (Yargıtay 14. HD, E. 2010/6611)4
Adi yazılı sözleşmenin sonucu da aynıdır. 7. Hukuk Dairesi, “Satış Vaadi Sözleşmesi” başlığını taşıyan ama noterde düzenleme şeklinde yapılmayan bir sözleşmenin, kanunun öngördüğü şekle uyulmadığı için geçersiz olduğunu ve tarafların ifa ettikleri edimleri sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde geri isteyebileceklerini kabul etmiştir; karar oy çokluğuyla verilmiştir. (Yargıtay 7. HD, E. 2022/5379)5 TBK m. 12/2'ye göre kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil kural olarak geçerlilik şeklidir ve bu şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz.
Şekil eksikliği, taraflar ileri sürmese de hâkim tarafından yargılamanın her aşamasında re'sen göz önüne alınır.1 Hukuk Genel Kurulu bu ilkeyi 2024 tarihli bir kararında, 7. Hukuk Dairesi de aynı yıl verdiği bir kararında tekrarlamıştır. (Yargıtay HGK, E. 2023/1069)65 Kurul, taşınmaz mülkiyetinin devrini öngören sözleşmelerde öngörülen şekil şartının ispat değil geçerlilik şartı olduğunu ayrıca vurgular. (Yargıtay HGK, E. 2024/421)7
Şekle aykırılığı ileri sürmek kendiliğinden hakkın kötüye kullanılması sayılmaz. Hukuk Genel Kurulu, şekil eksikliğinden kendi yararına sonuç çıkaran kişinin salt bu sebeple, karşı taraf bundan zarar görmüş olsa bile, hakkını kötüniyetli kullanmış sayılmayacağını belirtmiştir.7 TMK m. 2/2 ise bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını söyler; Yargıtay içtihadının bu kurala dayanarak tanıdığı istisnalar aşağıdaki bölümde anlatılmıştır.
Adi yazılı bir sözleşmeye dayanan davanın her zaman satış vaadine dayalı tescil davası sayılması da gerekmez. Hukuk Genel Kurulu, adi yazılı sözleşmenin yanında zilyetlik, iyiniyet ve taşınmaza değeri arazininkinden açıkça fazla yapı yapıldığı iddiasına da dayanılan bir dosyada, olayları açıklamanın taraflara, hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğunu belirterek davanın TMK m. 724'e dayalı temliken tescil istemine ilişkin olduğunu kabul etmiştir.1 Kurula göre bu yolda malzeme sahibinin iyiniyetli olması, yapı değerinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olması ve taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemesi gerekir.1
Ön ödemeli konut satışında şekil kuralının istisnası: 6502 sayılı Kanun m. 41 ne getirir?
Ön ödemeli konut satışında 6502 sayılı Kanun m. 41/1, satışın tapu siciline tescil edilmesini, satış vaadi sözleşmesinin ise noterde düzenleme şeklinde yapılmasını zorunlu tutar; aynı fıkranın ikinci cümlesine göre aksi hâlde satıcı, sonradan sözleşmenin geçersizliğini tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremez. Hukuk Genel Kurulu, ön ödemeli konut satış sözleşmesini, m. 40/1'deki tanıma dayanarak, tüketicinin konut amaçlı bir taşınmazın bedelini önceden peşin veya taksitle ödemeyi, satıcının da bedelin tamamen veya kısmen ödenmesinden sonra taşınmazı devir veya teslim etmeyi üstlendiği sözleşme olarak aktarır.7
Kurul bu hükümden, adi yazılı şekilde düzenlenen ön ödemeli konut satış sözleşmelerinin şekle aykırılık nedeniyle geçersizliğini yalnız tüketicinin ileri sürebileceği sonucunu çıkarmış ve m. 41/1'deki koşullar bulunduğunda tüketicinin tescil isteyebileceğini kabul etmiştir.7 Aynı kararda Kurul, 6502 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra yapılan sözleşmede uyuşmazlığın 30.09.1988 tarihli ve 1987/2 E., 1988/2 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının koşullarına göre değil, sözleşme tarihinde yürürlükte olan 6502 sayılı Kanun hükümlerine göre çözülmesi gerektiğini belirtmiştir.7 Karar, ikinci görüşmede oy çokluğuyla verilmiştir.
Hukuk Genel Kurulunun aktarımına göre anılan İçtihadı Birleştirme Kararı, geçersiz sözleşmeye dayanan cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceğini; ancak Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanan binadan bağımsız bölüm satışında alıcı tüm borçlarını ödemiş, satıcı bağımsız bölümü teslim etmiş ve alıcı onu malik gibi kullanıyorsa, hâkimin olayın özelliğine göre TMK m. 2'yi gözeterek tescil davasını kabul edebileceğini öngörür.7 Yükleniciden harici sözleşmeyle bağımsız bölüm alan kişinin bu yoldaki istemleri kat karşılığı inşaat sözleşmesi rehberinin konusudur.
Noterde düzenleme şeklinde yapılmış bir satış vaadinde bu istisnalara başvurmaya gerek yoktur. 7. Hukuk Dairesi, tüketici mahkemesinde görülen ve yapsatçı ile noterde yapılan satış vaadine dayanan bir tescil davasında, uyuşmazlığın düzenleme şeklindeki sözleşme esas alınarak çözülmesi gerekirken 1988/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararındaki koşullar üzerinden sonuca gidilmesini doğru bulmamıştır. (Yargıtay 7. HD, E. 2024/4942)8
Satış vaadine dayalı tescil davasının şartları nelerdir: geçerli sözleşme, ifa olanağı, bedel ve ehliyet
Tescil davasının ilk şartı, noterde düzenleme şeklinde yapılmış geçerli bir satış vaadidir. Bunun ardından Yargıtay'ın aradığı ilk husus sözleşmenin ifa olanağının bulunup bulunmadığıdır.1 Hukuk Genel Kurulu, taşınmazın tapu kaydında temliki tasarrufu engelleyen bir kayıt bulunması, vaadin 3194 sayılı İmar Kanunu m. 18'in son fıkrasına aykırı yapılması ya da taşınmazın başka bir mahkemede mülkiyet uyuşmazlığına konu olması hâllerinde sözleşmenin yapıldığı anda ifa olanağından söz edilemeyeceğini belirtir.1 İfa olanağının bulunmaması tescili engeller,1 ama sözleşmeyi her durumda geçersiz kılmaz: Hukuk Genel Kurulu, vaat tarihinde Hazine ile davalı olan bir taşınmazda bu engelin objektif bir imkânsızlık olmadığını belirterek sözleşmeyi geçerli saymış ve alıcının müspet zararını istemesine olanak tanımıştır; karar mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde ve oy çokluğuyla verilmiştir.3
Elbirliği mülkiyetinde ayrı bir kural vardır. Elbirliği ortaklarından birinin miras payını ortaklık dışındaki birine satmayı vaat etmesi hâlinde sözleşme bir taahhüt işlemi olarak geçerlidir, ancak elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar ifa olanağı yoktur; vaat elbirliği ortakları arasında yapılmışsa, iştirak bozulmamak kaydıyla satıcının payı alıcının payına eklenerek ifa mümkündür.2 Aynı ilke Hukuk Genel Kurulunun 2010 tarihli kararında da yer alır.3 7. Hukuk Dairesi, vaat borçlusunun miras payını satmayı vaat ettiği ve iki kez toplulaştırma yapılmış bir dosyada, sözleşme tarihindeki miras payının bilirkişiyle belirlenmesini, tescilin miras yoluyla edinilen paylar için verilmesini ve miras payı dışındaki payların hesap dışı tutulmasını istemiştir. (Yargıtay 7. HD, E. 2022/6117)9 Kararda payın elbirliği hâlinde bulunup bulunmadığına değinilmemiştir.
İfa olanağı taşınmazın niteliğinden de kalkabilir. Tarım arazisi niteliğindeki taşınmazın vaat edilen kısmının, 5403 sayılı Kanuna ekli (1) sayılı listede belirlenen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğüne erişmediği bir dosyada kapatılan 14. Hukuk Dairesi tescil isteminin reddi gerektiğini belirterek hükmü bozmuş; 7. Hukuk Dairesi de bu bozmaya uyularak verilen ret kararında isabetsizlik görmemiştir. (Yargıtay 7. HD, E. 2023/3397)10 Bozma kararı dayanak olarak Kanunun “değişik 8/3. maddesi”ni anar;10 yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerini belirleyen (1) sayılı liste bugün 5403 sayılı Kanun m. 8/A'da düzenlenir ve tarımsal araziler bu büyüklüklerin altında ifraz edilemez, bölünemez.
İkinci şart bedeldir. Satış vaadine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalı; ödenmeyen bir kısım varsa bu kısım depo ettirilmelidir.8 Hukuk Genel Kurulu da tescil isteğinin kabulünü bedelin ödenmesine, eksik kısım varsa depo ettirilmesine bağlamıştır.3 Kararlar depo yükümlülüğünü mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 81'e dayandırır. Bugün karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde ifa sırasını TBK m. 97 düzenler: sözleşmenin ifasını isteyen taraf, sözleşmenin koşullarına göre daha sonra ifa etme hakkı yoksa kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olmalıdır.
Vaat borçlusunun sözleşme tarihinde ayırt etme gücüne sahip olmadığı ileri sürülürse bu iddia önce incelenir. 7. Hukuk Dairesi, ehliyetsizlik isteğinin kamu düzeniyle ilgili olması ve çözümlenmesi hâlinde diğer isteklerin incelenmesine gerek kalmayacağı gözetilerek öncelikle araştırılması gerektiğini belirtmiştir.9
Vaat borçlusu ölmüşse istem mirasçılarına yöneltilir. 7. Hukuk Dairesine göre resmî şekilde yapılan satış vaadine dayanarak vaat alacaklısının vaat borçlusundan, o ölmüşse mirasçılarından sözleşmenin yerine getirilmesini isteme hakkı doğar.2
Satış vaadi tapuya nasıl şerh edilir ve şerh, TMK m. 1009 uyarınca hangi korumayı sağlar?
TMK m. 1009/1, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinden doğan hakların tapu kütüğüne şerh edilebileceğini; m. 1009/2 ise bu hakların şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebileceğini düzenler. Tapu Kanunu m. 26'ya göre noterlerce düzenlenen satış vaadi sözleşmeleri, taraflardan biri isterse sicile şerh verilir; şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmazsa şerh tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkin olunur. Tapu Kanunu m. 26 bu hükümde Noterlik Kanununun “44 üncü maddesinin (B) bendi”ne atıf yapar; bugünkü Noterlik Kanununda satış vaadi yapma ve sözleşmeyi tapu siciline şerh verme görevi m. 60/3'te sayılır.
Hukuk Genel Kurulu şerhin etkisini şöyle tarif eder: Tapu Kanunu m. 26'daki düzenleme ile satış vaadinden doğan hakka üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilme gücü verilmiştir; şerh sözleşmenin sağladığı şahsi hakkı ayni hakka dönüştürmez, ama ona “aynî tesir” kazandırır.1 Bu şerhin geçerliliği satış vaadinin geçerliliğine bağlıdır; geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak tapuya işlenen şerh koruma sağlamaz.1
Tapuda belirtme bulunmamasının sonucu, sonradan hak kazananlar karşısında ortaya çıkar. 7. Hukuk Dairesi, bir inşaat şirketinden bağımsız bölüm alan kişi lehine tapuda şahsi hakka dayalı bir belirtme bulunmadığı sırada konulan ihtiyati haciz şerhlerinin, haciz koyduran bankanın kötü niyeti de ispat edilemediğinden terkin edilemeyeceğine karar vermiştir. (Yargıtay 7. HD, E. 2023/111)11 Hukuk Genel Kurulu da tapu siciline şerh verilmediği için güçlendirilmemiş şahsi hakkın kural olarak ayni hak sahiplerine karşı ileri sürülemeyeceğini; ancak devir alacaklılardan mal kaçırmak amacına yönelik ve muvazaalıysa ya da hak sahibinin zararına bilerek yapılmışsa şahsi hakkın ayni hak sahibine karşı da ileri sürülebileceğini belirtmiştir.7 TMK m. 1023 ise tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımını korur.
Satış vaadine dayalı davada zamanaşımı ne kadardır; taşınmaz teslim edilmişse ne olur?
Kanunda satış vaadinden doğan davalar için ayrı bir süre yoktur. TBK m. 146'ya göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. Yargıtay'a göre satış vaadinden doğan davalar için özel bir süre öngörülmediğinden on yıllık süre uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğmasıyla işlemeye başlar.2
Taşınmaz teslim edilmişse sonuç değişir. Satışı vaat edilen taşınmaz sözleşme ile veya fiilen vaat alacaklısına teslim edilmişse, on yıl geçtikten sonra açılan davada zamanaşımı savunması TMK m. 2'deki dürüst davranma kuralıyla bağdaşmadığından dinlenmez.2 7. Hukuk Dairesi bu ölçütü 2023 tarihli bir bozma kararında da aynı sözlerle tekrarlamıştır.9 Aynı kural, Hukuk Genel Kurulunun 2010 tarihli kararında mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 125'e dayanılarak yer almaktadır; 7. Hukuk Dairesi bugün on yıllık süreyi 146. maddeye dayandırır.32
TMK m. 2/1 herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğunu, m. 2/2 ise bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını söyler. Zamanaşımı ise TBK m. 161 uyarınca ileri sürülmedikçe hâkim tarafından kendiliğinden göz önüne alınamaz; bu yönüyle, hâkimin yargılamanın her aşamasında re'sen gözettiği şekil eksikliğinden ayrılır.1
Sözleşme geçersizse alıcı ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri ister.5 Yargıtay bu istemi de on yıllık zamanaşımına bağlar. (Yargıtay 3. HD, E. 2025/1328)12 (Yargıtay 7. HD, E. 2021/6857)13 İki Daire de 07.06.1939 tarihli, 1936/31 E., 1939/47 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını aktarır;1312 3. Hukuk Dairesi ayrıca taraflar arasında geçersiz de olsa bir sözleşme bulunmasını gerekçe gösterir.12 Süre bedelin ödendiği tarihte değil, alıcının tapuda devir ümidinin kesildiği ya da devrin imkânsız hâle geldiği tarihte başlar.1213 3. Hukuk Dairesine göre zilyetlik devam ettiği sürece zamanaşımı işlemeye başlamaz.12 7. Hukuk Dairesinin bozma kararı, HMK geçici m. 3 yollamasıyla uygulanan 1086 sayılı HUMK m. 428 uyarınca, karar düzeltme yolu açık bırakılarak verilmiştir.
Tescil mümkün değilse: geçerli vaatte tazminat, geçersiz sözleşmede bedelin iadesi nasıl hesaplanır?
Bu noktada iki durum birbirinden ayrılır. Sözleşme noterde düzenlenmiş ve geçerliyse ama ifa sonradan imkânsız hâle gelmişse vaat alacaklısı kural olarak tazminat ister: Hukuk Genel Kurulu, ifa olanağı bulunmayan durumda kural olarak borcun ifa edilmemesinin borçlunun sorumluluğunu doğurduğunu ve vaat alacaklısının aynen ifa yerine tazminat isteyebileceğini belirtir.1 Kurul 2010'da, başlangıçta geçerli olarak kurulup sonradan ifası imkânsızlaşan bir satış vaadinde davacının gerçek ve güncel müspet zararının bilirkişi aracılığıyla belirlenip hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiştir; karar mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 96'ya (bugün TBK m. 112) dayanır ve oy çokluğuyla verilmiştir.3 7. Hukuk Dairesi de bir taahhüt işlemi olarak geçerliliğini koruyan sözleşmede, tescil reddedildikten sonra taşınmazın vaat edilen kısmının dava tarihindeki rayiç değerine hükmedilmesi gerekirken ödenen bedelin güncellenmiş hâline hükmedilmesini bozma sebebi saymıştır.10 Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa ise TBK m. 136/1 uyarınca borç sona erer; karşılıklı borç yükleyen sözleşmede bu yolla borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlüdür (m. 136/2).
Sözleşme geçersizse taraflar sözleşmenin ifasını ya da ifa karşılığını isteyemez; (Yargıtay HGK, E. 2023/885)14 alıcı satıcıya verdiği bedeli sebepsiz zenginleşme kuralları çerçevesinde geri isteyebilir.5 TBK m. 77/2'ye göre geri verme yükümlülüğü özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan bir sebebe dayanması durumunda doğar. Hukuk Genel Kurulu da geçersiz sözleşmelerde taraflardan her birinin diğer tarafın ifa ettiği edimi iade etmekle yükümlü olduğunu belirtmiştir.3
Ödenen paranın aynen iadesi enflasyon karşısında adil sonuç vermediği için Yargıtay denkleştirici adalet ilkesini uygular. Hukuk Genel Kurulu, akit tarihinde verilen paranın aynı miktarda iadesinin adalete karşı güveni sarsması üzerine yargısal içtihatlarla bu ilkenin benimsendiğini belirtir.6 Yerleşik içtihada göre enflasyon, TEFE-TÜFE, altın ve döviz kurlarındaki artış, maaş artışları gibi ekonomik etkenlerin ortalaması alınarak iade edilecek bedel dava tarihi itibarıyla hesaplanır.14 Hesabın hangi tarihe kadar yapılacağı konusunda kararların ifadesi tek tip değildir: 2024 tarihli Kurul kararı genel ölçütte ödeme tarihinden ifanın imkânsız hâle geldiği veya akdin ifa edilemeyeceğinin öğrenildiği tarihe kadar ulaşılan alım gücünü anarken, aynı kararda somut olay için paranın dava tarihindeki alım gücüne ulaştırılmasını istemiştir.6
Hukuk Genel Kurulu 2025'te bu hesaba yeni bir ölçüt ekledi. Kurul, geçersiz de olsa sözleşme çerçevesinde satın alınmak istenen şey yatırım aracı olarak kullanılabilecek nitelikte ekonomik bir değer taşıyorsa hesaplama yönteminde bir ölçüt olarak gözetilebileceğini; ancak taşınmazın rayiç değerinin hesaba doğrudan eklenemeyeceğini; bunun yerine taşınmazın sözleşme tarihindeki gerçek değeri ile iade borcunun muaccel olduğu andaki güncel değeri arasındaki artış oranının iadeye konu paraya uygulanması ölçütünün de hesaba katılması gerektiğini kabul etti.14 Bu karar, Özel Dairesi 3. Hukuk Dairesi olan ve geçersiz bir taşınmaz satışına dayanan bir dosyada, ikinci görüşmede oy çokluğuyla verildi. 7. Hukuk Dairesi aynı yıl, bilirkişi hesabında bu artış oranına yer verilmemesini eksik inceleme sayarak bir kararı oy birliğiyle bozdu. (Yargıtay 7. HD, E. 2024/5053)15
Satış vaadi davasında ispat: bedelin ödenmesi, ehliyet ve muvazaa iddiaları nasıl ispat edilir?
TMK m. 6'ya göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Tescil isteyen vaat alacaklısı bu nedenle geçerli sözleşmeyi ve bedelin ödendiğini ya da depo edildiğini ispat eder; tescil isteminin kabulü için kararlaştırılan bedelin ödenmiş, ödenmeyen kısım varsa depo ettirilmiş olması gerekir.8 Sözleşme geçersizse ve bedelin iadesi isteniyorsa davacı, iadesini istediği bedeli ödediğini ispat eder. (Yargıtay 7. HD, E. 2022/6865)16 7. Hukuk Dairesi, ispat yükünün hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kişiye düştüğünü hatırlatır.16
Ödemenin yazılı delille ispat edilemediği durumda yemin delili önem kazanır. 7. Hukuk Dairesine göre yemin, iddianın ispatında son başvurulacak araçtır; hâkim, davacının iddiasını yazılı delillerle ispat edemediği kanaatine varırsa dava dilekçesinde dayanılan yemin delilini re'sen hatırlatmalıdır.16 Aynı kararda Daire, davalının kabul ettiği tutarın üzerindeki ödeme iddiası için davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılmasını istemiştir.16
Vaat borçlusunun sözleşme tarihinde ehliyetsiz olduğu ileri sürülürse, 7. Hukuk Dairesi ayırt etme gücünün kişiye, eylem ve işleme göre değişen nispi bir kavram olması nedeniyle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını gerekli görür; ağır hasta olan vaat borçlusunun evine noter getirilerek sözleşme yapılan bir dosyada tüm tıbbi belgelerin toplanmasını ve bu raporun alınmasını istemiştir.9
Mirasçılar vaadin kendilerinden mal kaçırmak amacıyla yapıldığını her zaman def'i olarak ileri sürebilir ve muvazaalı ilişkinin dışındakiler bu iddiayı her türlü delille kanıtlayabilir; ancak taşınmazın değerinin düşüklüğü tek başına muvazaanın kanıtı sayılmaz.2 7. Hukuk Dairesi, ehliyetsizlik de mal kaçırma amacı da kanıtlanamayan bir dosyada satış vaadine dayalı tescile karar verilmesi gerektiğini belirterek ret kararını bozmuştur.2 Mirasbırakanın mirasçılardan mal kaçırmak için yaptığı tapudaki devirlerin iptali ise tapu iptali ve muvazaa davalarının konusudur.
İlgili mevzuat
MADDE 237- Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır.
Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz.
Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.
Kaynak: Türk Borçlar Kanunu (6098)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 23 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
MADDE 29- Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir.
Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.
Kaynak: Türk Borçlar Kanunu (6098)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 26 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 89 – Niteliği bakımından tapuda işlem yapılmasını gerektiren sözleşme ve vekaletnamelerle, vasiyetname, mülkiyeti muhafaza kaydı ile satış, gayrimenkul satış va'di, vakıf senedi, evlenme mukavelesi, evlat edinme ve tanıma, mirasın taksimi sözleşmesi ve diğer kanunlarda öngörülen sair işlemler bu fasıl hükümlerine göre düzenlenir.
Kaynak: Noterlik Kanunu (1512)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 26 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 716- Mülkiyetin kazanılmasına esas olacak bir hukukî sebebe dayanarak malikten mülkiyetin kendi adına tescilini istemek hususunda kişisel hakka sahip olan kimse, malikin kaçınması hâlinde hâkimden, mülkiyetin hükmen geçirilmesini isteyebilir.
Bir taşınmazın mülkiyetini işgal, miras, kamulaştırma, cebrî icra veya mahkeme kararına dayanarak kazanan kişi tescili doğrudan doğruya yaptırabilir.
Bir taşınmazın mülkiyetinde eşler arasındaki mal rejimi dolayısıyla meydana gelen değişiklikler, eşlerden birinin istemiyle tapu kütüğüne doğrudan tescil olunur.
Kaynak: Türk Medeni Kanunu (4721)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 26 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 1009- Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir.
Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.
Kaynak: Türk Medeni Kanunu (4721)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 26 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Noterlik Kanununun 44 üncü maddesinin (B) bendi mucibince noterler tarafından tanzim edilen gayrimenkul satış vadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri de taraflardan biri isterse gayrimenkul siciline şerh verilir.
Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu sicil müdürü veya tapu sicil görevlileri tarafından re'sen terkin olunur.
Kaynak: Tapu Kanunu (2644)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 23 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
MADDE 41- (1) Ön ödemeli konut satışının tapu siciline tescil edilmesi, satış vaadi sözleşmesinin ise noterde düzenleme şeklinde yapılması zorunludur. Aksi hâlde satıcı, sonradan sözleşmenin geçersizliğini tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremez.
(2) Satıcı, geçerli bir sözleşme yapılmış olmadıkça tüketiciden herhangi bir isim altında ödeme yapmasını veya tüketiciyi borç altına sokan herhangi bir belge vermesini isteyemez.
Kaynak: Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (6502)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 26 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Yargıtay kararları
Aşağıdaki özetler kararların kendi metnine dayanır; her kararın kaynaktaki sayfasına bağlantı verilmiştir.
1.Satış vaadinin şekli, şerhin etkisi, ifa olanağı ve TMK m. 724 ayrımıYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2020/251 · K. 2022/1348 ·
Davacı, satış vaadinden söz ederek adi yazılı satış sözleşmesine, zilyetlik ve iyiniyet iddiasına dayanıp tescil istemişti; ilk derece mahkemesi dayanak sözleşmenin şekle aykırı olduğu gerekçesiyle davayı reddetti ve Özel Daire bozmasına direndi. Kurul, Noterlik Kanunu m. 60/3 ve m. 89'un satış vaadinin noterde düzenleme şeklinde yapılmasını öngördüğünü, bu biçimde yapılmayan vaadin geçersiz olduğunu ve şekil eksikliğinin re'sen gözetileceğini açıkladı. Şerhin şahsi hakka aynî etki kazandırdığını, geçerliliğinin sözleşmenin geçerliliğine bağlı olduğunu ve tescil davasında ilk bakılacak hususun ifa olanağı olduğunu belirtti. Somut olayda davanın TMK m. 724'e dayalı temliken tescil istemi olarak nitelendirilmesi gerektiğini kabul ederek direnme kararını oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: Noterde düzenleme şeklinde yapılmayan satış vaadi geçersizdir; ama alıcı zilyetlik ve iyiniyetin yanında taşınmaza değeri arazininkinden açıkça fazla yapı yaptığını da ileri sürmüşse hâkim davayı TMK m. 724'e göre nitelendirmelidir.
2.Zamanaşımı, teslim hâlinde TMK m. 2, elbirliğinde ifa olanağı ve mirasçıların muvazaa def'iYargıtay 7. Hukuk Dairesi · E. 2025/4532 · K. 2025/4387 ·
Vaat alacaklısı, resmî şekilde yapılan satış vaadine dayanarak vaat borçlusunun mirasçılarına karşı tescil istemişti; mirasçılar vaat borçlusunun sözleşme tarihinde ehliyetsiz olduğunu ve sözleşmenin mal kaçırma amacıyla yapıldığını savundu, mahkeme tescile karar vermedi. Daire, satış vaadinin niteliğini, on yıllık zamanaşımını ve taşınmaz teslim edilmişse zamanaşımı savunmasının dinlenmeyeceğini, elbirliği ortaklığında ifa olanağının koşullarını açıkladı. Mirasçıların muvazaa def'ini her zaman ileri sürebileceğini, ancak somut olayda ehliyetsizliğin de mal kaçırma amacının da kanıtlanamadığını, taşınmaz değerinin düşüklüğünün tek başına muvazaa kanıtı sayılamayacağını belirterek ret kararını oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: Satış vaadinde süre on yıldır ve ifa olanağıyla başlar; teslim edilmiş taşınmazda zamanaşımı savunması dinlenmez, değer düşüklüğü tek başına muvazaa kanıtı değildir.
3.Zamanaşımı, bedelin depo ettirilmesi, malik olmayanın vaadi ve müspet zarar (mülga BK dönemi)Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2010/386 · K. 2010/427 ·
Davacı, 1991'de noterde düzenlenen satış vaadiyle aldığı taşınmazın tescilini, olmazsa tazminat istemişti; vaat edilen yer sözleşme tarihinde Hazine ile davalıydı ve bu davaların olumsuz sonuçlanmasıyla aynen ifa imkânsızlaştı. Yerel mahkeme sözleşmeyi geçersiz sayıp ödenen bedeli denkleştirici adaletle güncelledi ve Özel Daire bozmasına direndi. Kurul, satış vaadinin şeklini, on yıllık zamanaşımını ve teslim hâlindeki kuralı, bedelin ödenmesi ya da depo ettirilmesi şartını ve ifa olanağını açıkladı; borç doğuran sözleşmenin geçerliliğinin satıcının malik olmasına bağlı olmadığını, vaat tarihindeki engelin objektif bir imkânsızlık olmadığı için sözleşmenin geçerli olduğunu belirtti. Başlangıçta geçerli olup sonradan imkânsızlaşan sözleşmede davacının gerçek ve güncel müspet zararına hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle direnme kararını bozdu. Karar mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde ve oy çokluğuyla verildi.
Sonuç: Geçerli satış vaadinde ifa, vaat borçlusunun sorumlu olduğu bir sebeple sonradan imkânsızlaşırsa alıcı yalnız güncellenmiş bedeli değil, gerçek ve güncel müspet zararını ister.
4.Noterde onaylama şeklinde yapılan satış vaadinin geçersizliğiYargıtay 14. Hukuk Dairesi · E. 2010/6611 · K. 2010/7988 ·
Davacı, 1997 tarihli satış vaadi sözleşmesine dayanarak tapu iptali ve tescil istemiş, sulh hukuk mahkemesi davayı kabul etmişti. Kapatılan 14. Hukuk Dairesi, sözleşmenin noterde onaylama şeklinde yapıldığını, oysa Noterlik Kanunu m. 60/3 ve m. 89 uyarınca satış vaadinin noterde düzenleme şeklinde yapılması gerektiğini belirtti. Zorunlu şekle uyulmadan yapılan sözleşmenin geçersiz olduğunu, bu sözleşmeye dayanılarak ifa istenemeyeceğini ve karşı tarafın iyiniyetli olup olmamasının önem taşımadığını açıklayarak davanın reddi gerekirken kabul edilmesini doğru bulmadı ve hükmü oy birliğiyle bozdu. Sözleşme mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde yapılmıştır.
Sonuç: Noterde yalnız onaylama şeklinde yapılan satış vaadi geçersizdir; tescil için sözleşmenin noterde düzenleme şeklinde yapılmış olması gerekir.
5.Adi yazılı satış vaadinin geçersizliği ve bedelin sebepsiz zenginleşmeyle iadesiYargıtay 7. Hukuk Dairesi · E. 2022/5379 · K. 2024/1154 ·
Vaat borçlusu, adi yazılı “satış vaadi sözleşmesi”nin geçersizliğinin, borçsuzluğunun tespitini ve ipoteğin kaldırılmasını istemişti; asliye hukuk mahkemesi davayı kısmen kabul etti, istinaf başvuruları reddedildi. Daire, noterde düzenleme biçiminde yapılmayan satış vaadinin geçersiz olduğunu ve şekil eksikliğinin yargılamanın her aşamasında re'sen gözetileceğini belirtti. Geçersiz sözleşmede tarafların ifa ettiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebileceğini, ödenen paranın denkleştirici adalet ilkesiyle ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerektiğini açıkladı. Borçsuz olunan miktar eksik araştırmayla belirlendiği için kararları bozdu. Karar oy çokluğuyla verildi.
Sonuç: Adi yazılı satış vaadi geçersizdir; taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına ve denkleştirici adalet ilkesine göre geri isteyebilir.
6.Geçersiz sözleşmede denkleştirici adalet: klasik hesap ölçütüYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2023/1069 · K. 2024/496 ·
Davacı, taşınmaz alınması için verdiği paraya dayanarak tapu iptali ve tescil, olmazsa tazminat istemişti; taraflar arasında resmî şekilde yapılmış bir sözleşme bulunmadığından tescil istemi reddedilmişti. Uyuşmazlık, ödenen paranın aynen mi, denkleştirici adalet ilkesine göre güncellenerek mi iade edileceğiydi. Kurul, tapulu taşınmazda mülkiyetin devrini öngören sözleşmelerin resmî şekilde yapılmasının geçerlilik koşulu olduğunu, şekil eksikliğinin re'sen gözetileceğini açıkladı. Verilen paranın aynen iadesinin adalete güveni sarsacağını, güncellemenin çeşitli ekonomik etkenlerin ortalamasıyla yapılacağını belirterek paranın dava tarihindeki alım gücüne ulaştırılması gerektiğini kabul etti ve 7. Hukuk Dairesinin bozmasına karşı verilen direnme kararını oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: Resmî şekle uygun sözleşme yoksa verilen para aynen değil, denkleştirici adalet ilkesiyle güncellenerek iade edilir.
7.Ön ödemeli konut satışı: 6502 m. 41/1 ve şerhsiz şahsi hakYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2024/421 · K. 2025/381 ·
Tüketici, yapsatçı şirketten inşaat hâlindeki konutu 2015'te adi yazılı sözleşmeyle almış; şirket konutu tapuda üçüncü kişiye devretmişti. Tüketici tescil, olmazsa tazminat istedi; bölge adliye mahkemesi, 1988/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının koşulları oluşmadığı gerekçesiyle Özel Daire bozmasına direndi. Kurul, 6502 sayılı Kanun m. 41/1 uyarınca adi yazılı ön ödemeli konut satış sözleşmesinin geçersizliğini yalnız tüketicinin ileri sürebileceğini ve koşullar varsa tüketicinin tescil isteyebileceğini, uyuşmazlığın bu Kanuna göre çözülmesi gerektiğini belirtti. Şerh verilmemiş şahsi hakkın kural olarak ayni hak sahiplerine karşı ileri sürülemeyeceğini, devrin muvazaalı olup olmadığının araştırılması gerektiğini açıklayarak direnme kararını değişik gerekçeyle bozdu. Karar oy çokluğuyla verildi.
Sonuç: Tüketiciye adi yazılı sözleşmeyle yapılan ön ödemeli konut satışında satıcı şekle aykırılığı ileri süremez; tüketici koşullar varsa tescil isteyebilir.
8.Tescilin şartı olarak bedelin ödenmesi veya depo ettirilmesiYargıtay 7. Hukuk Dairesi · E. 2024/4942 · K. 2025/3063 ·
Davacı, yapsatçı şirketle noterde düzenleme şeklinde yaptığı satış vaadine dayanarak bağımsız bölümün adına tescilini istemişti; tüketici mahkemesi tescil şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davayı reddetti, istinaf başvurusu esastan reddedildi. Daire, satış vaadinin niteliğini ve TMK m. 716'ya dayalı tescil davasını açıkladı; tescil için kararlaştırılan bedelin ödenmiş olması, ödenmeyen kısım varsa depo ettirilmesi gerektiğini belirtti. Uyuşmazlığın düzenleme şeklindeki sözleşme esas alınarak çözülmesi gerekirken 1988/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının koşulları üzerinden sonuca gidilmesini doğru bulmayarak kararları oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: Noterde düzenlenmiş vaatte tescil için bedelin ödenmesi ya da eksik kısmın depo edilmesi aranır; 1988/2 İBK koşulları bu sözleşmelere uygulanmaz.
9.Ehliyetsizlik itirazının önceliği ve miras payının satış vaadiYargıtay 7. Hukuk Dairesi · E. 2022/6117 · K. 2023/529 ·
Davacı, noterde düzenlenen satış vaadiyle vaat borçlusunun miras yoluyla edineceği payların kendisine satıldığını ileri sürerek tescil istemiş, dava kabul edilmişti. Daire, satış vaadinin niteliğini ve on yıllık zamanaşımı ile teslim hâlindeki kuralı tekrarladı. Ağır hasta olan vaat borçlusuyla evine noter getirilerek sözleşme yapıldığını, ehliyetsizlik isteğinin kamu düzeniyle ilgili olduğu için öncelikle araştırılması ve Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerektiğini belirtti. Toplulaştırma sonrası yeni parsellerde miras payının bilirkişiyle belirlenip yalnız bu pay için kabul kararı verilmesi gerektiğini de ekleyerek hükmü oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: Vaat borçlusunun ehliyetsizliği ileri sürülmüşse önce bu iddia Adli Tıp raporuyla araştırılır; tescil yalnız vaat edilen miras payı için verilir.
10.Geçerli vaatte ifa imkânsızsa taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeriYargıtay 7. Hukuk Dairesi · E. 2023/3397 · K. 2023/4216 ·
Davacı, satış vaadine dayanarak tarım arazisi niteliğindeki taşınmazın bir kısmının tescilini, olmazsa tazminat istemişti. Kapatılan 14. Hukuk Dairesi, vaat edilen kısmın yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğüne erişmediği için tescil isteminin reddedilmesi gerektiğini belirterek ilk kararı bozmuş; ilk derece mahkemesi bozmaya uyarak tescili reddedip ödenen bedeli güncelleyerek tazminata hükmetmişti. Daire, tescil isteminin reddinde isabetsizlik görmedi; ancak bir taahhüt işlemi olarak geçerliliğini koruyan sözleşmede taşınmazın vaat edilen kısmının dava tarihindeki rayiç değerine hükmedilmesi gerekirken bedelin güncellenmiş hâline hükmedilmesini doğru bulmayarak kararı oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: Geçerli satış vaadinde tescil mümkün değilse tazminat, taşınmazın dava tarihindeki rayiç değeri üzerinden belirlenir; bedelin güncellenmesi yeterli değildir.
11.Tapuda belirtme bulunmayan alıcı karşısında sonradan konulan ihtiyati hacizYargıtay 7. Hukuk Dairesi · E. 2023/111 · K. 2024/947 ·
Davacılar, inşaat şirketinden satın aldıkları bağımsız bölüm üzerine bir bankanın koydurduğu ihtiyati hacizlerin kaldırılmasını istemişti; tüketici mahkemesinde görülen davada bölge adliye mahkemesi hacizlerin kaldırılmasına karar verdi. Daire, TMK m. 1009 ve m. 1023'ü hatırlattıktan sonra, ihtiyati haciz şerhlerinin konulduğu tarihte davacılar lehine tapuda şahsi hakka veya mülkiyete dayalı bir belirtme bulunmadığını, bankanın kötü niyetinin de ispat edilemediğini tespit etti. Haciz şerhinin terkini isteminin reddi gerektiği gerekçesiyle bölge adliye mahkemesi kararını oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: Haciz şerhi konulduğunda tapuda alıcı lehine şahsi hakka veya mülkiyete dayalı belirtme yoksa ve alacaklının kötü niyeti ispatlanamıyorsa alıcı haczin terkinini isteyemez.
12.Geçersiz satışta bedel iadesinin on yıllık zamanaşımı ve başlangıcıYargıtay 3. Hukuk Dairesi · E. 2025/1328 · K. 2025/4863 ·
Davacı, 2005'te adi yazılı sözleşmeyle satın aldığı ve bedelini ödediğini ileri sürdüğü tarlanın tapuda devredilmemesi üzerine bu bedelin sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iadesini istemişti; ilk derece mahkemesi, taşınmazın 2009'da üçüncü kişiye devredilmesiyle ferağ ümidinin kesildiğini ve bedel talebinin zamanaşımına uğradığını kabul ederek davayı reddetti, istinaf başvurusu esastan reddedildi. Daire, taraflar arasında geçersiz de olsa bir sözleşme bulunduğu için davanın on yıllık zamanaşımına tabi olduğunu, sürenin paranın verildiği tarihte değil, tapuda ferağ ümidinin ortadan kalktığı veya ifanın imkânsız hâle geldiği tarihte başladığını ve zilyetlik devam ettikçe işlemediğini açıkladı. Davacının tapu kaydını incelemeye yetkili olmadığını ve devirden haberdar olduğunun ispatlanmadığını belirterek, ayrıca yabancı davacının teminattan muaf olup olmadığının araştırılmasını da isteyerek kararları oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: Geçersiz satışta ödenen bedelin iadesi on yıllık zamanaşımına tabidir; süre, alıcının tapuda devir ümidinin kesildiği ya da devrin imkânsızlaştığı tarihte başlar.
13.Bedel iadesinde zamanaşımı: 1939 tarihli İçtihadı Birleştirme KararıYargıtay 7. Hukuk Dairesi · E. 2021/6857 · K. 2021/3533 ·
Davacı, miras payını haricen satın aldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil, olmazsa ödediği bedelin iadesini istemişti; asliye hukuk mahkemesi davayı reddetti. Daire, 07.06.1939 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararını aktararak harici satış ve satış vaadinde bedelin geri istenmesinin on yıllık zamanaşımına bağlı olduğunu, sürenin ferağ ümidinin kesildiği ya da tapuda devir olanağının ortadan kalktığı tarihte başladığını açıkladı. Bir kısım taşınmaz yönünden terditli bedel iadesi talebinin zamanaşımı gerekçesiyle reddini doğru bulmadı; diğer taşınmazlar yönünden de kadastro öncesi sebebe dayalı değerlendirme yapılmasını isteyerek hükmü oy birliğiyle bozdu. Bozma kararı HMK geçici m. 3 yollamasıyla 1086 sayılı HUMK m. 428 uyarınca verilmiş, karar düzeltme yolu açık bırakılmıştır.
Sonuç: Harici satış veya satış vaadinde ödenen bedelin geri istenmesi on yıllık zamanaşımına tabidir; süre ferağ ümidinin kesildiği tarihte başlar.
14.Denkleştirici adalet hesabına taşınmazın değer artış oranının eklenmesiYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2023/885 · K. 2025/252 ·
Davacı, resmî şekle uygun yapılmadığı için geçersiz olan taşınmaz satış sözleşmesine dayanarak alacak istemişti; yerel mahkeme denkleştirici adalet hesabına taşınmazın rayiç değerini de katarak 3. Hukuk Dairesinin bozmasına direndi. Kurul, geçersiz sözleşmede tarafların ifayı ya da ifa karşılığını isteyemeyeceğini, verilenlerin sebepsiz zenginleşme ve denkleştirici adalet ilkesiyle iade edileceğini açıkladı. Taşınmazın rayiç değerinin hesaba doğrudan eklenemeyeceğini; ancak taşınmazın sözleşme tarihindeki değeri ile iade borcunun muaccel olduğu andaki değeri arasındaki artış oranının iadeye konu paraya uygulanması ölçütünün de hesaba katılması gerektiğini belirterek direnme kararını değişik gerekçeyle bozdu. Karar ikinci görüşmede oy çokluğuyla verildi.
Sonuç: Geçersiz satışta iade hesabına taşınmazın rayiç değeri doğrudan girmez, ama sözleşme tarihinden muacceliyete kadarki değer artış oranı bir ölçüt olarak eklenir.
15.HGK 2025/252 ölçütünün Dairece uygulanmasıYargıtay 7. Hukuk Dairesi · E. 2024/5053 · K. 2025/3053 ·
Davacılar, harici satış sözleşmelerine dayanarak tescil, ikinci kademede tazminat istemişti; asliye hukuk mahkemesi ödenen bedelleri bilirkişi raporuyla denkleştirici adalet ilkesine göre güncelleyerek hüküm kurdu, istinaf başvuruları esastan reddedildi. Daire, resmî şekle uygun olmayan sözleşmelerin geçersiz olduğunu ve verilenlerin sebepsiz zenginleşme ile denkleştirici adalet ilkesine göre iade edileceğini açıkladı; Hukuk Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli kararındaki ölçütü aktardı. Bilirkişi hesabında taşınmazın sözleşme tarihindeki değeri ile iade borcunun muaccel olduğu tarihteki değeri arasındaki artış oranına yer verilmemesini eksik inceleme sayarak kararları oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: 7. Hukuk Dairesi, geçersiz satışta iade hesabına taşınmaz değer artış oranının eklenmesini arar; eklenmemesi bozma sebebidir.
16.Ödenen bedelin ispatı ve yemin deliline başvurma hakkının hatırlatılmasıYargıtay 7. Hukuk Dairesi · E. 2022/6865 · K. 2023/688 ·
Davacılar, adi yazılı satış sözleşmeleriyle aldıkları dairelerin tescilini, olmazsa ödedikleri bedelin iadesini istemişti; ilk derece mahkemesi davayı kısmen kabul etti. Daire, tescil istemine ilişkin temyiz itirazlarını reddetti. Harici satışın hüküm ifade etmemesi hâlinde tarafların verdiklerini geri alabileceğini, ispat yükünün hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia edene düştüğünü açıkladı. Yeminin son başvurulacak ispat aracı olduğunu, davacı iddiasını yazılı delillerle ispat edemezse dayandığı yemin delilinin re'sen hatırlatılması gerektiğini belirterek, davalının kabul ettiği tutarın üzerindeki ödeme iddiası yönünden kararı oy birliğiyle bozdu.
Sonuç: Ödediğini yazılı delille ispatlayamayan alıcıya, dayandığı yemin delili hâkim tarafından re'sen hatırlatılmalıdır.
Sık sorulan sorular
Satış vaadi sözleşmesi nedir?
Bir taşınmazın ileride belirli bir bedelle satılacağını taahhüt eden önsözleşmedir. Türk Borçlar Kanunu, bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeleri geçerli sayar ve taşınmaz satışı vaadinin resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmayacağını açıkça söyler. Sözleşme alıcıya mülkiyet değil, satıcıdan devri isteme hakkı verir.
Satış vaadi sözleşmesi noterde mi yapılmalı, imza onayı yeterli mi?
Noterde düzenleme şeklinde yapılmalıdır. Noterlik Kanunu gayrimenkul satış vaadini düzenleme şeklinde yapılması zorunlu işlemler arasında sayar; Yargıtay da noterde düzenleme biçiminde yapılmamış satış vaadini geçersiz kabul eder. Onaylama ise kanunda yalnız imzanın imzayı atan kişiye ait olduğunun belgelendirilmesi olarak tanımlanır; Yargıtay da noterde onaylama şeklinde yapılan bir satış vaadini, düzenleme şekli zorunlu olduğu için geçersiz saymıştır.
Adi yazılı satış vaadi sözleşmesi geçerli mi?
Kural olarak hayır; kanunun öngördüğü şekle uyulmadan kurulan sözleşme hüküm doğurmaz ve taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir. Tüketiciye yapılan ön ödemeli konut satışında ise satıcı, sözleşmenin geçersizliğini sonradan tüketicinin aleyhine olacak şekilde ileri süremez.
Satış vaadi sözleşmesi tapuya şerh edilir mi, şerh ne kadar geçerlidir?
Evet. Noterde düzenlenen satış vaadi, taraflardan biri isterse tapu siciline şerh verilir ve şerhle birlikte taşınmaz üzerinde sonradan hak kazananlara karşı ileri sürülebilir. Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmazsa şerh tapu müdürlüğünce kendiliğinden silinir.
Satıcı tapuyu vermezse ne yapılabilir?
Vaat alacaklısı, Türk Medeni Kanunu m. 716'ya dayanarak mülkiyetin hükmen kendisine geçirilmesini, yani tescili mahkemeden isteyebilir. Yargıtay bu dava için geçerli bir sözleşme, sözleşmenin ifa olanağı ve kararlaştırılan bedelin ödenmiş ya da eksik kısmın depo edilmiş olmasını arar.
Satış vaadi sözleşmesinden doğan dava ne zaman zamanaşımına uğrar?
Kanunda özel bir süre bulunmadığından on yıllık genel zamanaşımı uygulanır. Yargıtay'a göre süre sözleşmenin ifa olanağının doğmasıyla başlar; taşınmaz alıcıya teslim edilmişse, on yıl geçtikten sonra açılan davada zamanaşımı savunması dürüst davranma kuralıyla bağdaşmadığından dinlenmez. Zamanaşımını hâkim kendiliğinden gözetmez, davalının ileri sürmesi gerekir.
Sözleşme geçersizse ödenen para nasıl geri alınır?
Alıcı ödediği bedeli sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri ister. Yargıtay paranın aynen iadesini yeterli görmez; enflasyon, altın ve döviz kurları, maaş artışları gibi ekonomik etkenlerin ortalamasıyla güncellenmesini ister. Hukuk Genel Kurulu 2025'te, satın alınmak istenen taşınmaz yatırım aracı olarak kullanılabilecek ekonomik bir değer taşıyorsa, bu hesaba taşınmazın sözleşme tarihinden iade borcunun muaccel olduğu ana kadarki değer artış oranının da bir ölçüt olarak eklenmesini kabul etmiştir; taşınmazın rayiç değeri ise hesaba doğrudan girmez.
Satış vaadine dayalı dava hangi mahkemede açılır?
Kural olarak asliye hukuk mahkemesinde açılır; satıcı ticari veya mesleki amaçla hareket ediyor ve alıcı konutu tüketici olarak alıyorsa tüketici mahkemesi görevlidir. Tescil istendiğinde taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir.
Satış vaadine dayalı tescil davasında arabulucuya gitmek zorunlu mu?
Asliye hukuk mahkemesinde görülen tescil davasında zorunlu değildir; Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu dava şartını kira, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşu hakkı uyuşmazlıkları için öngörür. Tüketici mahkemesinde arabuluculuk kural olarak dava şartıdır; ancak tüketici işlemi niteliğinde olup taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar bunun dışındadır.
Satıcı ölürse satış vaadi sözleşmesi ne olur?
Sözleşme sona ermez. Yargıtay'a göre noterde yapılan satış vaadine dayanarak alıcı, vaat borçlusu ölmüşse onun mirasçılarından sözleşmenin yerine getirilmesini isteyebilir. Mirasçılar sözleşmenin kendilerinden mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ileri sürebilir, ancak bunu kanıtlamaları gerekir; taşınmazın değerinin düşük olması tek başına yeterli sayılmaz.
Dosyanız nerede olursa olsun
Muğla Adliyesi ile Bodrum, Marmaris ve Milas gibi ilçe adliyelerindeki dosyalarda Menteşe'den, Fethiye Adliyesi ile Seydikemer, Dalaman ve Ortaca'daki dosyalarda Fethiye'den bizzat vekillik üstleniyoruz. Türkiye'nin başka bir ilinde görülen davalarda da dosya takibi ve hukuki danışmanlık veriyoruz.
Gayrimenkul Hukuku alanına dön
Bu alandaki diğer rehberler
- Tapusuz arazi tescil davası: zilyetliğe dayalı tescilin şartları, süresi ve ispatı
- Geçit hakkı: zorunlu geçit, mecra ve zorunlu su hakkı davası
- Kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma davaları
- Reddi miras, tenkis, vasiyetnamenin iptali ve mirasçılık belgesi
- Ortaklığın giderilmesi davası (izale-i şuyu): aynen taksim, satış ve muhdesat
- Tahliye davası: kiracının hangi sebeplerle ve hangi sürede çıkarılabileceği
Bu site mesleki faaliyet hakkında bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez.