Çocukların cinsel istismarı suçu (TCK m. 103)
Yayın tarihi:
Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesi tek bir ceza değil, mağdurun yaşına ve fiilin ağırlığına göre değişen bir aralıklar dizisi kurar. Bu rehber maddenin kurduğu ayrımları, sarkıntılık düzeyinde kalan fiilin nerede bittiğini, reşit olmayanla cinsel ilişki suçuyla arasındaki sınırı, hangi mahkemenin görevli olduğunu ve Yargıtay 9. Ceza Dairesinin aradığı ölçütleri anlatır.
Kısaca
Çocukların cinsel istismarı Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinde düzenlenmiştir. Madde, on beş yaşını tamamlamamış çocuklarla, on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışı istismar sayar; diğer çocuklar bakımından cebir, tehdit veya hile aranır. Temel ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapistir; fiil sarkıntılık düzeyinde kalırsa üç yıldan sekiz yıla kadar hapse hükmolunur. Vücuda organ veya sair bir cisim sokulması hâlinde ceza on altı yıldan aşağı olamaz. Soruşturma kural olarak şikâyet aranmadan yürütülür.
Bu sayfada
- Kısaca
- Süreler ve usul
- Türk Ceza Kanunu m. 103 çocukların cinsel istismarını nasıl tanımlıyor?
- Sarkıntılık düzeyinde kalan istismar ile tamamlanmış istismar arasındaki sınır nedir?
- TCK m. 103/2'deki çocuğun nitelikli cinsel istismarı hangi hâlde söz konusu olur?
- Çocukların cinsel istismarı suçunun cezası nedir?
- TCK m. 103 ile TCK m. 104 (reşit olmayanla cinsel ilişki) arasındaki sınır nerededir?
- Çocukların cinsel istismarı suçu nasıl ispatlanır?
- Soruşturma ve kovuşturma nasıl yürür, hangi mahkeme bakar?
- İlgili mevzuat
- Yargıtay kararları
- Sık sorulan sorular
Süreler ve usul
Aşağıdaki satırların her biri kanunun ilgili maddesine dayanır; yanlarındaki bağlantı, maddenin yer aldığı kanunun mevzuat.adalet.gov.tr'deki tam metnini açar.
- Şikâyete tabi mi?
Kural olarak hayır; soruşturma ve kovuşturma resen yürütülür. Maddede tek bir istisna vardır: fiil sarkıntılık düzeyinde kalmışsa ve failin kendisi de çocuksa, soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır.
Dayanak: TCK m. 103/1
- Şikâyet süresi
Suç şikâyete bağlı olmadığı için kural olarak şikâyet süresi işlemez. Şikâyete bağlı olan tek hâlde — sarkıntılık düzeyinde kalmış fiilin failinin çocuk olması — süre altı aydır ve şikâyet hakkı olan kişinin fiili ve failin kim olduğunu bildiği veya öğrendiği günden başlar.
Dayanak: TCK m. 73/1-2, m. 103/1
- Uzlaştırma
Hayır. Uzlaştırma kapsamındaki Türk Ceza Kanunu suçları CMK m. 253/1-b'de tek tek sayılmıştır ve m. 103 bu sayımda yer almaz. Fiilin şikâyete bağlı olduğu dar hâlde de yol kapalıdır: CMK m. 253/3, şikâyete bağlı olsa bile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırmaya gidilemeyeceğini söyler; Yargıtay 9. Ceza Dairesi TCK m. 102, 103, 104 ve 105'i cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar olarak anmaktadır.
Dayanak: CMK m. 253/1-b, m. 253/3
- Görevli mahkeme
Kural olarak ağır ceza mahkemesi: istismarda üst sınır on beş yıl, TCK m. 103/2'de yirmi yıldır ve ikisi de on yılı aşar. Fiil sarkıntılık düzeyinde kalmışsa temel cezanın üst sınırı sekiz yıl olduğu için asliye ceza mahkemesi görevlidir; TCK m. 103/3 veya m. 103/4 nitelikli hâlleri eklendiğinde ceza yarı oranında artacağından üst sınır on yılı aşar ve görev yeniden ağır ceza mahkemesine geçer. Fail suça sürüklenen çocuksa bu tablo doğrudan uygulanmaz: 5235 sayılı Kanun m. 12 çocuklara özgü kovuşturma hükümlerini saklı tutar; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m. 26 uyarınca dava, asliye ceza ve sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda çocuk mahkemesinde, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda ise çocuk ağır ceza mahkemesinde görülür.
Dayanak: 5235 sayılı Kanun m. 11, m. 12, m. 14; 5395 sayılı Kanun m. 26
- Dava zamanaşımı
Fıkraya göre değişir. TCK m. 103/1'in nitelikli hâl içermeyen her iki hâlinde de — istismarda üst sınır on beş yıl, sarkıntılıkta sekiz yıl — olağan dava zamanaşımı on beş yıldır. TCK m. 103/2'de ceza on altı yıldan aşağı olamaz ve süreli hapsin üst sınırı yirmi yıl olduğundan zamanaşımı yirmi yıldır. TCK m. 103/6'daki ağırlaştırılmış müebbet hapiste süre otuz yıldır. Süre hesaplanırken TCK m. 66/3 uyarınca suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur: TCK m. 103/1'in istismar hâline m. 103/3 veya m. 103/4 artırımı eklendiğinde üst sınır yirmi yılı bulduğu için süre yirmi yıla çıkar. Zamanaşımının başlangıcı da her zaman suç tarihi değildir; TCK m. 66/6 uyarınca çocuğa karşı üstsoy veya çocuk üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda süre çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği günden başlar.
Dayanak: TCK m. 66/1-a, m. 66/1-c, m. 66/1-d, m. 66/3, m. 66/4, m. 66/6, m. 49/1
- Adli para cezası
Hayır, seçenek değil. TCK m. 103 yaptırım olarak yalnızca hapis cezası öngörür; maddede adli para cezası seçeneği yoktur. Kısa süreli hapsin adli para cezasına çevrilmesi de kural olarak gündeme gelmez: kısa süreli hapis bir yıl veya daha az süreli hapistir ve bu maddede tamamlanmış suç için hükmedilebilecek en düşük ceza üç yıl hapistir. Suça sürüklenen çocukta ceza TCK m. 31'e göre indirildiği ve teşebbüs hâlinde ayrıca dörtte birinden dörtte üçüne kadar azaldığı için bu eşiğe inen ceza doğabilir.
- HAGB ve erteleme
Failin yetişkin olduğu tamamlanmış suçta uygulanamaz; fail çocuksa uygulanabilir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olmasını arar ve karar verilirse denetim süresi beş yıldır. Erteleme de kural olarak aynı iki yıllık sınıra tabidir; ancak TCK m. 51/1 uyarınca bu sınır fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış kişiler bakımından üç yıldır. Yetişkin failde tamamlanmış suç için en düşük ceza sarkıntılıkta üç yıldır ve takdiri indirim en çok altıda bir oranında yapılabildiği için ceza iki yıl altı ayın altına düşmez. Suça sürüklenen çocukta tablo değişir: TCK m. 31/3 uyarınca ceza üçte bir, m. 31/2 uyarınca yarı oranında indirildiğinden sarkıntılıktaki üç yıllık alt sınır iki yılın altına inebilir ve her iki kurum da gündeme gelir. Teşebbüs hâlinde ise ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirildiği için eşiğin altında bir ceza yetişkin failde de doğabilir.
Dayanak: CMK m. 231/5, m. 231/8; TCK m. 51/1, m. 31/2, m. 31/3, m. 62/1, m. 35/2
Türk Ceza Kanunu m. 103 çocukların cinsel istismarını nasıl tanımlıyor?
TCK m. 103/1 suçu tek bir tanımla değil, iki gruba ayırarak kurar. Maddenin (a) bendi, on beş yaşını tamamlamamış çocuklar ile on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışı istismar sayar. Bu grupta rızadan söz edilmez; cinsel davranışın varlığı yeterlidir. (b) bendi ise diğer çocukları, yani on beş yaşını tamamlamış ve algılama yeteneği gelişmiş olanları kapsar. Onlara karşı işlenen cinsel davranışın suç oluşturması için cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayanması gerekir.
Bu ayrım pratikte iki soruyu öne çıkarır: mağdurun suç tarihindeki yaşı ve — on beş yaşını tamamlamış mağdurlarda — algılama yeteneğinin gelişip gelişmediği. İkincisi bir hukuki nitelendirme değil, adli tıp meselesidir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, mağdurenin algılama yeteneğine ilişkin iki rapor çeliştiğinde dosyanın adli tıp ihtisas dairesine gönderilerek akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunup bulunmadığının, bu durumun hekim olmayanlarca anlaşılıp anlaşılamayacağının ve beyanlarına itibar edilip edilemeyeceğinin ayrıntılı raporla saptanmasını aramış, bu araştırma yapılmadan kurulan hükmü eksik araştırma sayarak bozmuştur. (Yargıtay 9. CD, E. 2025/6275)1
Maddenin bugünkü hâli iki değişikliğin ürünüdür. Metin önce 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun'la, sonra 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'la yeniden düzenlenmiştir; 6763 sayılı Kanun'la birinci ve ikinci cümle yeniden yazılmış, on iki yaş eşiğine ilişkin cümle eklenmiş ve ikinci fıkra yeniden düzenlenmiştir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, TCK m. 102, 103, 104 ve 105'te yer alan cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda yapılan bu değişiklikler karşısında suç tarihi eski olan dosyalarda TCK m. 7/2 uyarınca lehe kanunun, önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanıp sonuçlar karşılaştırılarak belirlenmesi gerektiğini vurgulamaktadır. (Yargıtay 9. CD, E. 2024/2277)2 Bu rehber yalnız yürürlükteki metni anlatır; suç tarihi 2014 veya 2016 öncesinde kalan dosyalarda uygulanacak aralıklar farklı olabilir.
Sarkıntılık düzeyinde kalan istismar ile tamamlanmış istismar arasındaki sınır nedir?
TCK m. 103/1 aynı fiilin iki yoğunluğunu ayrı cezalandırır: cinsel istismar sekiz yıldan on beş yıla kadar, istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması ise üç yıldan sekiz yıla kadar hapis gerektirir. Kanun sarkıntılığı tanımlamaz; sınırı içtihat çizer. Uygulamada ölçüt fiilin süreklilik taşıyıp taşımadığıdır: bölge adliye mahkemesinin kısa, ani ve süreklilik arz etmeyen eylemi sarkıntılık sayan kararını, Daire, eylemin sarkıntılık boyutunu aştığı yönündeki temyiz istemini yerinde görmeyerek onamıştır. (Yargıtay 9. CD, E. 2021/23365)3
Ayrım her zaman tek bir harekete bakılarak yapılmaz. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, aynı mağdureye yönelik birden çok davranışın ayrı ayrı değil bütün hâlinde değerlendirilmesi gerektiğini, bu bütünlük içinde fiilin TCK m. 103/1'in birinci cümlesindeki cinsel istismar suçunu oluşturduğunu kabul etmiş ve asliye ceza mahkemesinin sarkıntılıktan hüküm kurmasını hukuka aykırı bulmuştur. (Yargıtay 9. CD, E. 2024/7473)4 Nitelendirmenin sonucu yalnız ceza miktarı değildir; aşağıda görüleceği gibi görevli mahkeme de buna göre değişir.
Sınırın bir ucunda cinsel taciz (TCK m. 105) durur. Ayrımda belirleyici olan, fiilin mağdurun bedenine yönelen bir temas içerip içermediğidir: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, mağdureye bedensel temasta bulunmayan sanığın eyleminin TCK m. 103/1'deki çocuğun cinsel istismarı suçu sayılarak hüküm kurulmasını hukuka aykırı bulmuş ve kararı bozmuştur. (Yargıtay 9. CD, E. 2024/4991)5 Bu iki suç arasındaki geçiş usul bakımından da sonuç doğurur; iddianamede cinsel taciz anlatılmışken ek savunma verilerek sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarından mahkûmiyet kurulamayacağı kabul edilmiştir. (Yargıtay 9. CD, E. 2024/7117)6
Sınırın diğer ucunda mağdurun yaşı vardır. Mağdur çocuk değilse aynı fiiller TCK m. 102'deki cinsel saldırı suçunu oluşturur; orada da temel şekil ile sarkıntılık ayrımı korunmuş, ceza beş yıldan on yıla kadar, sarkıntılıkta iki yıldan beş yıla kadar hapis olarak belirlenmiştir. TCK m. 102/1 suçu mağdurun şikâyetine bağlarken TCK m. 103 kural olarak resen soruşturulur; iki madde arasındaki fark yalnız ceza aralığında değil, soruşturmanın nasıl başladığındadır.
TCK m. 103/2'deki çocuğun nitelikli cinsel istismarı hangi hâlde söz konusu olur?
TCK m. 103/2, cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi hâlini ayrı bir ceza aralığına bağlar: ceza on altı yıldan aşağı olamaz, mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa on sekiz yıldan az olamaz. Bu, birinci fıkraya eklenen bir artırım değil, kendi alt sınırı olan bağımsız bir hâldir; alt sınır birinci fıkranın üst sınırının da üzerindedir.
Fıkranın uygulanabilmesi için organ veya cisim sokulduğunun kanıtlanması gerekir; kuşku sanık lehine yorumlanır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, adli muayene raporunda vücuda organ veya sair cisim sokulduğuna dair tıbbi delil bulunmayan bir dosyada, eylemin organ sokmak suretiyle gerçekleştirildiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığını belirterek fiilin TCK m. 103/1'in birinci cümlesindeki çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu kabul etmiş ve nitelikli istismardan kurulan hükmü bozmuştur. (Yargıtay 9. CD, E. 2023/10206)7
Aynı ölçüt birden çok failin bulunduğu dosyalarda da işletilir. Adli Tıp Kurumu raporunda objektif bulgu saptanmayan bir olayda Daire, suça sürüklenen çocukların eylemlerinin TCK m. 103/2 kapsamında değil, TCK m. 103/1'in birinci cümlesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirlemiş; fiillerin toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğu bulunan bir kurumda gerçekleşmesi nedeniyle TCK m. 103/3-b'nin, değişik tarihlerde tekrarlanması nedeniyle de TCK m. 43/1'in uygulanması gerektiğini eklemiştir. (Yargıtay 9. CD, E. 2021/23471)8
Çocukların cinsel istismarı suçunun cezası nedir?
Temel aralıklar mağdurun yaşına ve fiilin ağırlığına göre dörde ayrılır. 1) Cinsel istismarda ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapistir. 2) İstismar sarkıntılık düzeyinde kalmışsa üç yıldan sekiz yıla kadar hapse hükmolunur. 3) Mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa verilecek ceza istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz; bu, aralığın üst sınırını değil alt sınırını yükselten bir kuraldır. 4) TCK m. 103/2 kapsamındaki fiilde ceza on altı yıldan, mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa on sekiz yıldan az olamaz.
TCK m. 103/3 beş nitelikli hâl sayar ve bunların varlığında yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezayı yarı oranında artırır: suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, insanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanılması, üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içindeki bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından işlenmesi, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişilerce işlenmesi ve kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması. Hısımlık bağı somut olarak kurulmalıdır: Yargıtay 9. Ceza Dairesi, sanığın mağdurenin halasının eşi olması nedeniyle üçüncü derece kayın hısmı sayıldığını ve temel cezanın TCK m. 103/3-c ile artırılması gerektiğini belirterek artırım yapılmadan kurulan hükmü eksik ceza tayini nedeniyle bozmuştur. (Yargıtay 9. CD, E. 2021/20731)9
TCK m. 103/4 ayrı bir artırım getirir: birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle, (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle işlenen istismarda ceza yine yarı oranında artırılır. TCK m. 103/5, istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine yol açması hâlinde ayrıca kasten yaralama hükümlerinin uygulanacağını söyler. TCK m. 103/6 ise suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını öngörür.
Fiil tamamlanmamışsa teşebbüs hükümleri devreye girer ve TCK m. 35/2 uyarınca ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirilir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi bu indirimin bir alt sınırı olduğunu belirtmiştir: TCK m. 103/2'den belirlenen temel cezadan teşebbüs nedeniyle yapılacak indirim sonucunda ortaya çıkan cezanın, cinsel istismarın basit hâline ilişkin TCK m. 103/1'deki cezanın altında kalmaması gerekir. (Yargıtay 9. CD, E. 2021/27389)10 Aynı kararda, henüz nitelikli istismarın icra hareketlerine başlanmamış olması hâlinde eylemin teşebbüs değil TCK m. 103/1'deki suç sayılacağı da belirtilmiştir.
Failin hareketlerini kendiliğinden sonlandırdığı hâller ayrıca değerlendirilir. Daire, suça sürüklenen çocuğun hareketlerini sonuna kadar götürebilme imkânı bulunmasına rağmen ciddi bir engel olmaksızın kendiliğinden vazgeçtiği olayda TCK m. 36/1'deki gönüllü vazgeçme hükümleri nedeniyle teşebbüsten ceza verilemeyeceğini, ancak o ana kadar gerçekleşen eylemlerin TCK m. 103/1'deki suçu oluşturduğunu saptamıştır. (Yargıtay 9. CD, E. 2024/10188)11 Cezanın miktarı bakımından son bir nokta: temel ceza alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenirken kanun maddesindeki ibarelerin tekrarlanması yeterli değildir, denetime elverişli somut gerekçe gösterilmesi gerekir.2
TCK m. 103 ile TCK m. 104 (reşit olmayanla cinsel ilişki) arasındaki sınır nerededir?
TCK m. 104/1, cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunmayı ayrı bir suç sayar ve cezayı iki yıldan beş yıla kadar hapis olarak belirler. Bu suç TCK m. 103'ten üç noktada ayrılır: mağdur on beş yaşını bitirmiş olmalıdır, fiil cebir, tehdit veya hile içermemelidir ve soruşturma ile kovuşturma şikâyete bağlıdır. Aynı fiil on beş yaşını tamamlamamış bir çocuğa yöneldiğinde TCK m. 103 uygulanır ve rızanın hukuki bir değeri olmaz.
Sınırın pratikteki karşılığı bir ispat sorunudur. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, mağdurenin sanıkla önceden tanıştıklarına ve sevgili olduklarına ilişkin aşamalardaki beyanları karşısında eylemin mağdurenin rızası hilafına gerçekleştirildiğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmadığını, suç tarihinde on beş yaşını bitirmiş olan mağdurenin rızaen cinsel ilişkiye girdiğini belirlemiş ve fiilin çocuğun nitelikli cinsel istismarı değil reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğunu kabul ederek hükmü bozmuştur. (Yargıtay 9. CD, E. 2025/6531)12 Nitelendirme değiştiğinde yalnız ceza aralığı değil, davanın şikâyete bağlı olup olmadığı da değişir.
TCK m. 104'ün ikinci ve üçüncü fıkraları bu tabloyu tersine çevirir. Suç, mağdurla arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenirse şikâyet aranmaksızın on yıldan on beş yıla kadar hapse hükmolunur; evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde de yine şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.
Çocukların cinsel istismarı suçu nasıl ispatlanır?
Bu dosyalarda çoğu zaman tek doğrudan delil mağdurun beyanıdır; bu nedenle beyanın nasıl alındığı ve nasıl tartışıldığı belirleyici olur. CMK m. 217 hâkimin kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabileceğini söyler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, CMK m. 236/2'deki çocuğun bir defa dinlenmesi kuralına rağmen maddi gerçeğin aydınlatılması zorunlu olduğunda mağdurenin duruşmaya çağrılıp yeniden dinlenebileceğini, bu mümkün değilse soruşturmada alınan yazılı ve görüntülü beyanının duruşmada izlenip okunarak taraflara söz hakkı verilmesi gerektiğini belirtmiş; yalnız soruşturma beyanına dayanılarak kurulan hükmü bozmuştur. (Yargıtay 9. CD, E. 2021/18803)13
Mağdurun yaşı hem suçun oluşumunu hem de hangi fıkranın uygulanacağını belirlediği için ayrı bir araştırma konusudur. Daire, yaş tespitine ilişkin raporlar arasında çelişki bulunan ve mağdurenin hastane doğumlu olmadığı anlaşılan bir dosyada, kemik grafilerinin dava dosyasıyla birlikte Adli Tıp Kurumu 1. Üst Kuruluna gönderilerek yaşın bilimsel olarak saptanmasını aramış, bu yapılmadan kurulan hükümleri eksik araştırma sayarak bozmuştur. (Yargıtay 9. CD, E. 2025/307)14
On beş yaşını tamamlamış mağdurlarda ikinci bir tespit gerekir: fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişip gelişmediği. Bu yetenek gelişmemişse fiil, cebir, tehdit veya hile aranmaksızın TCK m. 103 kapsamında kalır. Raporlar çelişiyorsa çelişkinin adli tıp ihtisas dairesinde giderilmesi, mağdurun beyanlarına itibar edilip edilemeyeceğinin de raporda değerlendirilmesi istenmektedir.1
Beyan dışındaki deliller nitelendirmeyi doğrudan etkiler. Adli muayene raporunda organ veya cisim sokulmasına ilişkin bulgu yoksa fiil TCK m. 103/2 değil TCK m. 103/1 kapsamında değerlendirilir.7 Tanık delili bakımından ise CMK'daki tanıklıktan çekinme hakkı gözetilir: duruşmada tanıklıktan çekinen yakının soruşturma beyanının hükme esas alınması hukuka aykırıdır; Daire böyle bir dosyada diğer delillerin mahkûmiyete yeterli olması nedeniyle bu aykırılığı esasa etkili görmemiştir.9 Bu, aykırılığın sonuçsuz kaldığı anlamına gelmez; yalnızca o dosyada başka delillerin bulunduğunu gösterir.
Soruşturma ve kovuşturma nasıl yürür, hangi mahkeme bakar?
Soruşturma kural olarak şikâyet aranmadan başlar. TCK m. 103/1'in tek istisnası, fiilin sarkıntılık düzeyinde kalması ve failin de çocuk olmasıdır; bu hâlde soruşturma ve kovuşturma mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Böyle bir dosyada şikâyetten vazgeçme davayı sona erdirir: bölge adliye mahkemesinin, mağdurenin kanuni temsilcisi olan annesinin şikâyetinden vazgeçmesi üzerine kamu davasının düşmesine hükmeden kararında Daire hukuka aykırılık görmemiştir.3
Görevli mahkeme, 5235 sayılı Kanun m. 14 uyarınca ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler gözetilmeksizin suçun kanundaki cezasının üst sınırına göre belirlenir; on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara ağır ceza mahkemeleri bakar. Buna göre TCK m. 103/1'in istismar hâli ile TCK m. 103/2 ağır ceza mahkemesinin, sarkıntılık düzeyinde kalan fiil ise üst sınırı sekiz yıl olduğu için asliye ceza mahkemesinin görevindedir. Maddenin dışladığı ağırlaştırıcı nedenler teşebbüs, zincirleme suç ve takdiri indirim gibi her suça uygulanabilen genel nedenlerdir; TCK m. 103/3 ve m. 103/4 ise suçun kendi nitelikli hâlleridir ve o hâl için öngörülen cezayı belirledikleri için hesaba katılır. Nitelikli hâl eklendiğinde tablo bu nedenle değişir: Daire, üçüncü derece kayın hısmına karşı sarkıntılık suretiyle işlenen istismarda TCK m. 103/1 ve m. 103/3-c uyarınca öngörülen cezanın üst sınırı itibarıyla görevin ağır ceza mahkemesine ait olduğunu, asliye ceza mahkemesinin görevsizlik kararı vermesi gerektiğini belirtmiştir. (Yargıtay 9. CD, E. 2024/6791)15 Fiilin sarkıntılık değil istismar sayıldığı hâllerde de sonuç aynıdır.4 Fail suça sürüklenen çocuksa 5235 sayılı Kanun m. 12 çocuklara özgü kovuşturma hükümlerini saklı tutar; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m. 26, asliye ceza ve sulh ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar bakımından adli süreçteki çocuklar hakkında açılacak davalara çocuk mahkemesinin, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda ise çocuk ağır ceza mahkemesinin bakacağını düzenler.
Kovuşturmanın sınırını iddianame çizer. CMK m. 225/1 uyarınca hüküm ancak iddianamede unsurları gösterilen fiil ve fail hakkında verilebilir; iddianamede cinsel taciz suçu anlatılmışken ek savunma hakkı verilerek sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarından mahkûmiyet kurulması hukuka aykırı bulunmuştur.6 Suç vasfının değişmesi ek savunmayla değil, usulüne uygun açılmış bir dava ile mümkündür.
Uzlaştırma bu suçta gündeme gelmez. CMK m. 253/1-b uzlaştırma kapsamındaki Türk Ceza Kanunu suçlarını tek tek saymıştır ve TCK m. 103 bu listede yoktur; ayrıca CMK m. 253/3, şikâyete bağlı olsa bile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğini açıkça söyler. Suç tarihi 2014 veya 2016 değişikliklerinden önce olan dosyalarda ise ayrı bir usul yükü doğar: TCK m. 7/2 uyarınca lehe kanun, önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanıp sonuçlar karşılaştırılarak belirlenmeli ve her iki uygulama kararda denetime imkân verecek şekilde gösterilmelidir.2
İlgili mevzuat
Madde 103- (Değişik: 18/6/2014-6545/59 md.)
(1) (Yeniden düzenlenen birinci ve ikinci cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismarın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/13 md.) Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza, istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Sarkıntılık düzeyinde kalmış suçun failinin çocuk olması hâlinde soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır. Cinsel istismar deyiminden;
a) On beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,
anlaşılır.
(2) (Yeniden düzenleme: 24/11/2016-6763/13 md.) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on altı yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Mağdurun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek ceza on sekiz yıldan az olamaz.
(3) Suçun;
a) Birden fazla kişi tarafından birlikte,
b) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş veya evlat edinen tarafından,
d) Vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, koruyucu aile veya sağlık hizmeti veren ya da koruma, bakım veya gözetim yükümlülüğü bulunan kişiler tarafından,
e) Kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehditle ya da (b) bendindeki çocuklara karşı silah kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.
(5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(6) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Kaynak: Türk Ceza Kanunu (5237)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 8 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 104- (1) Cebir, tehdit ve hile olmaksızın, onbeş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, şikayet üzerine, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 23/11/2005 tarihli ve E: 2005/103, K: 2005/89 sayılı kararı ile; Yeniden düzenleme: 18/6/2014-6545/60 md.) Suçun mağdur ile arasında evlenme yasağı bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın, on yıldan on beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.
(3) (Ek: 18/6/2014-6545/60 md.) Suçun, evlat edineceği çocuğun evlat edinme öncesi bakımını üstlenen veya koruyucu aile ilişkisi çerçevesinde koruma, bakım ve gözetim yükümlülüğü bulunan kişi tarafından işlenmesi hâlinde, şikâyet aranmaksızın ikinci fıkraya göre cezaya hükmolunur.
Kaynak: Türk Ceza Kanunu (5237)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 8 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 102- (Değişik: 18/6/2014-6545/58 md.)
(1) Cinsel davranışlarla bir kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel davranışın sarkıntılık düzeyinde kalması hâlinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.
(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, on iki yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.
(3) Suçun;
a) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,
b) Kamu görevinin, vesayet veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,
c) Üçüncü derece dâhil kan veya kayın hısımlığı ilişkisi içinde bulunan bir kişiye karşı ya da üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya evlatlık tarafından,
d) Silahla veya birden fazla kişi tarafından birlikte,
e) İnsanların toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğunda bulunduğu ortamların sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle,
işlenmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilen cezalar yarı oranında artırılır.
(4) Cinsel saldırı için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.
(5) Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur.
Kaynak: Türk Ceza Kanunu (5237)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 8 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 35- (1) Kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.
(2) Suça teşebbüs halinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine ondört yıldan yirmibir yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine on yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Kaynak: Türk Ceza Kanunu (5237)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 8 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Yargıtay kararları
Aşağıdaki özetler kararların kendi metnine dayanır; her kararın kaynaktaki sayfasına bağlantı verilmiştir.
1.Algılama yeteneğine ilişkin çelişkili raporlar adli tıpta giderilmeden hüküm kurulamazYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2025/6275 · K. 2025/8056 ·
Dosyada mağdurenin algılama yeteneği hakkında iki rapor vardı: biri yeteneğin gelişmiş olduğunu, diğeri sınırda mental kapasite tanısı bulunduğunu ve fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin gelişmediğini bildiriyordu. Daire, bu çelişkinin giderilmesi için mağdurenin dava dosyasıyla birlikte adli tıp ilgili ihtisas dairesine sevk edilerek akıl hastalığı veya akıl zayıflığı bulunup bulunmadığının, varsa bu durumun hekim olmayanlar ile çevresinde yaşayanlarca anlaşılıp anlaşılamayacağının, olayın hukuki anlam ve sonucunu algılayıp algılayamayacağının, fiile ruhsal yönden mukavemete muktedir olup olmadığının ve beyanlarına itibar edilip edilemeyeceğinin ayrıntılı raporla saptanması gerektiğini belirtti.
Sonuç: Algılama yeteneği hukuki değil adli tıbbi bir tespittir; raporlar çelişiyorsa çelişki giderilmeden hüküm kurulamaz.
2.Suç tarihi eski dosyalarda lehe kanun karşılaştırması kararda gösterilmelidirYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2024/2277 · K. 2024/10497 ·
Suç tarihinden sonra 6545 sayılı Kanun'la TCK m. 102, 103, 104 ve 105'teki cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, ardından 6763 sayılı Kanun'la TCK m. 103 yeniden düzenlenmişti. Daire, TCK m. 7/2 uyarınca lehe olan hükmün önceki ve sonraki kanunların bütün hükümleri olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi ve her iki kanunla ilgili uygulamanın denetime imkân verecek şekilde kararda gösterilmesi gerektiğini belirtti. Kabul ve uygulamaya göre de temel ceza alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenirken kanun maddesindeki ibarelerin tekrarlanmasının yeterli gerekçe sayılamayacağını ekledi.
Sonuç: Lehe kanun, iki metnin bütün hükümleri uygulanıp sonuçlar karşılaştırılarak bulunur; karşılaştırma kararda görünmelidir.
3.Kısa, ani ve süreklilik arz etmeyen eylem sarkıntılık sayıldı; fail çocuk olduğu için şikâyetten vazgeçme davayı düşürdüYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2021/23365 · K. 2025/767 ·
İlk derece mahkemesi suça sürüklenen çocuğu çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûm etmiş, bölge adliye mahkemesi ise eylemi kısa, ani ve süreklilik arz etmeyen nitelikte görerek sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı saymış ve mağdurenin kanuni temsilcisi olan annesinin şikâyetinden vazgeçmesi üzerine TCK m. 73/4 delaletiyle CMK m. 223/8 uyarınca kamu davasının düşmesine hükmetmişti. Bakanlık vekili eylemin sarkıntılık boyutunu aştığını ileri sürerek temyiz etti. Daire, temyiz sebeplerini ve CMK m. 289'daki kesin hukuka aykırılık hâllerini değerlendirerek kararda hukuka aykırılık bulunmadığını belirtti ve hükmü onadı.
Sonuç: Sarkıntılık nitelendirmesi ve failin çocuk olması birleşince şikâyetten vazgeçme kamu davasını sona erdirir.
4.Aynı mağdura yönelik davranışlar bütün hâlinde değerlendirilir; sarkıntılık aşılmışsa görev ağır ceza mahkemesindedirYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2024/7473 · K. 2025/8304 ·
Asliye ceza mahkemesi sanığı sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûm etmişti. Daire, sanığın aynı mağdureye yönelik birden çok davranışının bütün hâlinde TCK m. 103/1'in birinci cümlesinde düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçu kapsamında kaldığını; bu eylemlerle ilgili davaya bakma, delilleri değerlendirme ve suç vasfının tayini görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğunu belirledi. 5235 sayılı Kanun m. 12 ile CMK m. 4 uyarınca görevsizlik kararı verilmesi gerekirken yargılamaya devam edilmesini hukuka aykırı bularak hükmü bozdu.
Sonuç: Davranışlar tek tek değil bütün hâlinde tartılır; nitelendirme değişince görevli mahkeme de değişir.
5.Bedensel temas yoksa fiil çocuğun cinsel istismarı değildirYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2024/4991 · K. 2024/10270 ·
Ağır ceza mahkemesi, yolda yürüyen mağdureye araçtan beğeni içeren söz söyleyen, ardından çantasından tutup çeken ve karşı koyması üzerine ona vuran sanığı çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûm etmişti. Daire, sanığın sarf ettiği sözlerin cinsel taciz suçunu oluşturmadığını, eylemin bütün hâlinde kasten yaralama suçunu oluşturduğunu belirledi; mağdureye bedensel temasta bulunmayan sanığın eyleminin TCK m. 103/1de düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçu kabul edilerek hüküm kurulmasını hukuka aykırı bularak kararı bozdu. Karar bu yönüyle oy çokluğuyla verilmiştir.
Sonuç: Çocuğun cinsel istismarı bedene yönelen bir temas ister; temas yoksa fiil bu suçu oluşturmaz.
6.İddianamede cinsel taciz anlatılmışsa ek savunmayla istismardan mahkûmiyet kurulamazYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2024/7117 · K. 2025/1131 ·
İddianamede fiil, mağdurları takip etmek suretiyle işlenen ve TCK m. 105/1'de düzenlenen cinsel taciz suçu olarak anlatılmıştı; mahkeme ek savunma hakkı vererek sanığı sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûm etti. Daire, CMK m. 225/1'in hükmün ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve fail hakkında verilebileceğini düzenlediğini hatırlatarak, sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan usulüne uygun açılmış bir kamu davası bulunmadığını belirledi ve hükmü bozdu.
Sonuç: Ek savunma, açılmamış bir davanın yerini tutmaz; iddianamenin anlattığı fiil kovuşturmanın sınırıdır.
7.Organ veya cisim sokulduğuna dair tıbbi delil yoksa fiil TCK m. 103/1 kapsamındadırYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2023/10206 · K. 2025/8819 ·
Suça sürüklenen çocuk hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet kurulmuş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmişti. Daire, mağdurenin aşamalardaki beyanları, savunma, tanık anlatımları ve adli muayene raporunda vücuda organ veya sair cisim sokulduğuna dair tıbbi delil bulunmadığının belirtilmesi karşısında, eylemin organ sokmak suretiyle gerçekleştirildiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığını saptadı; sübuta eren eylemin TCK m. 103/1'in birinci cümlesindeki çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu belirterek hükmü bozdu.
Sonuç: TCK m. 103/2 kesin delil ister; tıbbi bulgu yoksa nitelendirme birinci fıkraya döner.
8.Toplu yaşanan kurumda tekrarlanan eylemler: TCK m. 103/3-b ile zincirleme suç birlikte uygulanırYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2021/23471 · K. 2026/168 ·
Bölge adliye mahkemesi üç suça sürüklenen çocuğu çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûm etmişti. Daire, mağdurun beyanı, savunmalar ve Adli Tıp Kurumu raporunda objektif bulgu saptanmadığının belirtilmesi karşısında organ sokulduğuna dair kesin delil bulunmadığını; fiillerin toplu olarak bir arada yaşama zorunluluğu bulunan bir yetiştirme yurdunda gerçekleştiğini belirledi. İki suça sürüklenen çocuk yönünden eylemlerin değişik tarihlerde tekrarlandığını gözeterek TCK m. 103/1-1, m. 103/3-b, m. 43/1 ve m. 31/3 uyarınca, tek eylemi bulunan üçüncüsü yönünden ise zincirleme suç hükmü olmaksızın cezalandırma gerektiğini belirterek hükümleri bozdu.
Sonuç: Nitelikli hâl fiilin işlendiği ortamdan, zincirleme suç ise eylemin tekrarından doğar; ikisi birlikte uygulanabilir.
9.Halanın eşi üçüncü derece kayın hısmıdır; TCK m. 103/3-c artırımı yapılmalıdırYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2021/20731 · K. 2026/707 ·
Ağır ceza mahkemesi sanığı çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûm etmiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmişti. Daire önce delil yönünden bir tespit yaptı: mağdurenin halası ve sanığın eşi olan tanığın duruşmada tanıklıktan çekinmesi karşısında soruşturma beyanının hükme esas alınmasını hukuka aykırı buldu, ancak dosyadaki diğer deliller mahkûmiyete yeterli olduğu için bu hususu esasa etkili görmedi. Ardından sanığın mağdurenin halasının eşi olduğunu, dolayısıyla üçüncü derece kayın hısmı sayıldığını belirterek temel cezanın TCK m. 103/3-c ile artırılması gerektiğini saptadı ve eksik ceza tayini nedeniyle hükmü bozdu.
Sonuç: Hısımlık bağı somut olarak kurulduğunda TCK m. 103/3-c artırımı zorunludur; uygulanmaması eksik ceza tayinidir.
10.Teşebbüs indirimi sonucu ceza, cinsel istismarın basit hâlindeki cezanın altına inemezYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2021/27389 · K. 2025/908 ·
Bölge adliye mahkemesi suça sürüklenen çocuğu çocuğun nitelikli cinsel istismarına teşebbüsten mahkûm etmişti. Daire, dosya kapsamına göre nitelikli istismarın icra hareketlerine henüz başlanmadığını, bu nedenle eylemin çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu belirleyerek suç vasfının tayininde yanılgıya düşüldüğünü saptadı. Kabule göre de, TCK m. 103/2'den belirlenecek temel cezadan TCK m. 35/2 uyarınca yapılacak teşebbüs indiriminin mağdura verilmek istenen zarar ve tehlikenin ağırlığı gözetilerek uygun bir oranda yapılması ve ortaya çıkan cezanın TCK m. 103/1'deki cezanın altında kalmaması gerektiğini belirtti.
Sonuç: Teşebbüs indirimi serbest değildir; sonuç ceza basit istismarın cezasının altına inemez.
11.Gönüllü vazgeçmede teşebbüsten ceza verilmez, o ana kadarki eylem TCK m. 103/1'e göre cezalandırılırYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2024/10188 · K. 2025/2663 ·
Ağır ceza mahkemesi suça sürüklenen çocuğu çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûm etmişti. Daire, olayın gerçekleştiği mekân ve zaman birlikte gözetildiğinde suça sürüklenen çocuğun hareketlerini sonuna kadar götürebilme imkânı bulunduğu hâlde ciddi bir engel olmaksızın kendiliğinden vazgeçtiğini belirledi. TCK m. 36/1'deki gönüllü vazgeçme hükümleri karşısında nitelikli istismara teşebbüsten ceza verilemeyeceğini, ancak o ana kadar gerçekleşen eylemlerin TCK m. 103/1'de düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu belirterek suç vasfının tayinindeki yanılgı nedeniyle hükmü bozdu.
Sonuç: Gönüllü vazgeçme teşebbüs sorumluluğunu kaldırır; tamamlanmış kısım kendi başına suç olarak cezalandırılır.
12.On beş yaşını bitirmiş mağdurda rıza kanıtlanamazsa değil, rıza dışılık kanıtlanamazsa fiil TCK m. 104'e girerYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2025/6531 · K. 2025/8713 ·
Ağır ceza mahkemesi sanığı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan mahkûm etmiş, bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddetmişti. Daire, olayın intikal şekli ile mağdurenin sanıkla önceden tanıştıklarına ve sevgili olduklarına ilişkin aşamalardaki beyanlarını değerlendirerek, eylemin mağdurenin rızası hilafına gerçekleştirildiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığını saptadı. Suç tarihinde on beş yaşını bitirmiş olan mağdurenin rızaen cinsel ilişkiye girdiğini kabul ederek eylemin reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğunu belirtti, hükmü bozdu ve sanığın tahliyesine karar verdi.
Sonuç: On beş yaşını bitirmiş mağdurda cebir, tehdit veya hile kanıtlanamazsa nitelendirme TCK m. 104'e döner.
13.Yalnız soruşturmada alınan mağdur beyanına dayanılarak mahkûmiyet kurulamazYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2021/18803 · K. 2025/341 ·
Mahkûmiyet, mağdurenin yalnız soruşturma evresinde alınan beyanına dayandırılmıştı. Daire, CMK m. 217'nin hâkimin kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayandırabileceğini düzenlediğini hatırlattı; CMK m. 236/2'deki çocuğun bir defa dinlenmesi kuralına rağmen maddi gerçeğin aydınlatılması açısından zorunlu durumlarda mahkemenin mağdureyi yeniden dinleyebileceğini belirtti. Bu mümkün değilse olayın tek tanığı konumundaki mağdurenin soruşturmada alınan yazılı ve görüntülü beyanlarının duruşmada izlenip okunması, taraflara söz hakkı verilmesi ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek hükmü bozdu.
Sonuç: Çocuğun bir defa dinlenmesi kuralı, beyanın duruşmada hiç tartışılmaması anlamına gelmez.
14.Yaş raporları çelişkiliyse kemik grafileri Adli Tıp Kurumu 1. Üst Kuruluna gönderilmelidirYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2025/307 · K. 2025/3012 ·
Dosyada mağdurenin suç tarihindeki yaşının tespitine dair raporlar arasında çelişki vardı ve mağdurenin hastane doğumlu olmadığı anlaşılıyordu. Daire, yaşın suç vasfına etkisi bakımından belirleyici olduğunu gözeterek, yaş tespitine esas olmak üzere çektirilmiş kemik grafilerinin dava dosyasıyla birlikte Adli Tıp Kurumu 1. Üst Kuruluna gönderilmesini ve mağdurenin suç tarihi itibarıyla yaşının bilimsel olarak saptanmasını aradı. Bu yapılmadan eksik araştırmayla hüküm kurulmasını hukuka aykırı bularak çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve fuhuş suçlarından kurulan kararları bozdu.
Sonuç: Yaş, uygulanacak fıkrayı belirlediği için çelişkili raporlarla geçiştirilemeyen bir tespittir.
15.Sarkıntılıkta nitelikli hâl varsa üst sınır on yılı aşar; asliye ceza görevsizlik kararı vermelidirYargıtay 9. Ceza Dairesi · E. 2024/6791 · K. 2024/10457 ·
Asliye ceza mahkemesi, üçüncü derece kayın hısmına karşı sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan mahkûmiyet hükmü kurmuştu. Daire, TCK m. 103/1 ve m. 103/3-c uyarınca öngörülen cezanın üst sınırı itibarıyla davaya bakma, delilleri değerlendirme, suç vasfının tayini ve buna göre lehe kanunu belirleme görevinin üst dereceli ağır ceza mahkemesine ait olduğunu belirledi. 5235 sayılı Kanun m. 12 ile CMK m. 4 uyarınca görevsizlik kararı verilmesi gerekirken hüküm kurulmasını hukuka aykırı bularak kararı bozdu; aynı dosyadaki kasten yaralama suçundan verilen düşme hükmünü ise onadı.
Sonuç: Görev, nitelikli hâlle birlikte hesaplanan üst sınıra göre belirlenir; sarkıntılık her zaman asliye cezada kalmaz.
Sık sorulan sorular
Çocukların cinsel istismarı suçunda ceza ne kadardır?
Türk Ceza Kanunu'nun 103. maddesinde temel ceza sekiz yıldan on beş yıla kadar hapistir. Fiil sarkıntılık düzeyinde kalırsa üç yıldan sekiz yıla kadar hapse hükmolunur. Mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa verilecek ceza istismar durumunda on yıldan, sarkıntılık durumunda beş yıldan az olamaz. Cinsel istismar vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmişse ceza on altı yıldan, mağdur on iki yaşını tamamlamamışsa on sekiz yıldan az olamaz.
Sarkıntılık düzeyinde kalmak ne demektir?
Kanun sarkıntılığı tanımlamaz; ayrım içtihatla yapılır ve fiilin süreklilik taşıyıp taşımadığına bakılır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, kısa, ani ve süreklilik arz etmeyen bir eylemi sarkıntılık sayan bölge adliye mahkemesi kararında hukuka aykırılık görmemiştir. Buna karşılık aynı mağdura yönelik birden çok davranışın bulunduğu bir dosyada Daire, eylemleri bütün hâlinde değerlendirerek fiilin sarkıntılığı aştığını ve çocuğun cinsel istismarı suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir.
Bu suçta şikâyet aranır mı, şikâyetten vazgeçilebilir mi?
Kural olarak aranmaz; soruşturma ve kovuşturma resen yürütülür. Maddedeki tek istisna, fiilin sarkıntılık düzeyinde kalması ve failin de çocuk olmasıdır. Bu hâlde soruşturma ve kovuşturma mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlıdır ve şikâyetten vazgeçme davayı sona erdirebilir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, böyle bir dosyada mağdurenin kanuni temsilcisinin şikâyetinden vazgeçmesi üzerine verilen düşme kararını onamıştır.
Hangi mahkeme bu davaya bakar?
Görev, ağırlaştırıcı ve hafifletici nedenler gözetilmeksizin suçun kanundaki cezasının üst sınırına göre belirlenir. Çocuğun cinsel istismarında üst sınır on beş yıl, TCK m. 103/2'de yirmi yıl olduğu için ağır ceza mahkemesi görevlidir. Fiil sarkıntılık düzeyinde kalmışsa üst sınır sekiz yıldır ve asliye ceza mahkemesi görevlidir. Ancak TCK m. 103/3 veya m. 103/4 nitelikli hâlleri eklendiğinde ceza yarı oranında artacağından üst sınır on yılı aşar ve görev ağır ceza mahkemesine geçer. Fail suça sürüklenen çocuksa 5235 sayılı Kanun m. 12 çocuklara özgü kovuşturma hükümlerini saklı tutar; 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu m. 26 uyarınca dava çocuk mahkemesinde, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda ise çocuk ağır ceza mahkemesinde görülür.
Bu suçta uzlaştırma mümkün mü?
Hayır. Uzlaştırma kapsamındaki Türk Ceza Kanunu suçları CMK m. 253/1-b'de tek tek sayılmıştır ve TCK m. 103 bu sayımda yer almaz. Ayrıca CMK m. 253/3, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda uzlaştırma yoluna gidilemeyeceğini açıkça düzenler. Bu nedenle failin çocuk olduğu ve suçun şikâyete bağlı hâle geldiği durumda da uzlaştırma yolu kapalıdır.
Dava zamanaşımı ne kadardır?
Süre uygulanan fıkraya göre değişir ve cezanın üst sınırına bakılarak bulunur. TCK m. 103/1'in nitelikli hâl içermeyen her iki hâlinde de olağan dava zamanaşımı on beş yıldır. TCK m. 103/2'de ceza on altı yıldan aşağı olamaz ve süreli hapsin üst sınırı yirmi yıl olduğundan zamanaşımı yirmi yıldır. Suç sonucu mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölümü hâlinde öngörülen ağırlaştırılmış müebbet hapiste süre otuz yıldır. Hesap yapılırken TCK m. 66/3 uyarınca suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur; TCK m. 103/1'in istismar hâline m. 103/3 veya m. 103/4 artırımı eklendiğinde süre yirmi yıla çıkar. Ayrıca çocuğa karşı üstsoy veya çocuk üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda süre suç tarihinden değil, TCK m. 66/6 uyarınca çocuğun on sekiz yaşını bitirdiği günden başlar.
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya erteleme uygulanabilir mi?
Cevap failin yaşına göre değişir. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olmasını arar; erteleme de kural olarak aynı iki yıllık sınıra tabidir, ancak Türk Ceza Kanunu'nun 51. maddesi bu sınırı fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış kişiler bakımından üç yıl olarak belirler. Fail yetişkinse tamamlanmış suçta iki kurum da uygulanamaz: en düşük ceza sarkıntılıkta üç yıldır ve takdiri indirim en çok altıda bir oranında yapılabildiği için ceza iki yıl altı ayın altına inmez; yalnız teşebbüs hâlinde ceza dörtte birinden dörtte üçüne kadar indirildiğinden eşiğin altında bir ceza doğabilir. Fail suça sürüklenen çocuksa ceza Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca yarı veya üçte bir oranında indirildiğinden sarkıntılıktaki üç yıllık alt sınır iki yılın altına inebilir; bu hâlde tamamlanmış suçta da her iki kurum gündeme gelebilir.
TCK m. 103 ile TCK m. 104 arasındaki fark nedir?
TCK m. 104, cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş bir çocukla cinsel ilişkide bulunmayı ayrı bir suç sayar; ceza iki yıldan beş yıla kadar hapistir ve soruşturma şikâyete bağlıdır. Mağdur on beş yaşını tamamlamamışsa ya da tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemişse TCK m. 103 uygulanır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, on beş yaşını bitirmiş mağdurede rıza dışılığın kesin delille kanıtlanamadığı bir dosyada eylemin reşit olmayanla cinsel ilişki suçunu oluşturduğunu kabul etmiştir.
Mağdurun beyanı tek başına mahkûmiyete yeter mi?
Beyan çoğu dosyada belirleyicidir, ancak duruşmada tartışılmış olması gerekir. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yalnız soruşturmada alınan mağdur beyanına dayanılarak kurulan mahkûmiyeti bozmuş; çocuğun bir defa dinlenmesi kuralına rağmen zorunlu hâllerde mağdurenin yeniden dinlenebileceğini, bu mümkün değilse görüntülü beyanının duruşmada izlenip okunarak taraflara söz hakkı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca organ veya cisim sokulması hâlinin kabulü için adli tıp raporu gibi destekleyici delil aranmaktadır.
Mağdurun yaşı tartışmalıysa ne yapılır?
Yaş, hem suçun oluşumunu hem de uygulanacak fıkrayı belirlediği için ayrıca araştırılır. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yaş tespitine ilişkin raporlar arasında çelişki bulunan ve mağdurenin hastane doğumlu olmadığı anlaşılan bir dosyada, kemik grafilerinin dava dosyasıyla birlikte Adli Tıp Kurumu 1. Üst Kuruluna gönderilmesini ve yaşın bilimsel olarak saptanmasını aramış, bu yapılmadan kurulan hükümleri eksik araştırma nedeniyle bozmuştur.
Fail de çocuksa ne değişir?
Dört nokta değişir. Birincisi, fiil sarkıntılık düzeyinde kalmışsa soruşturma ve kovuşturma yapılması mağdurun, velisinin veya vasisinin şikâyetine bağlı hâle gelir. İkincisi, ceza yaş küçüklüğüne ilişkin genel hükümlere göre indirilir: Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesi on iki-on beş yaş arasındaki ceza sorumluluğu bulunan çocuklarda cezanın yarısının, on beş-on sekiz yaş arasındakilerde üçte birinin indirilmesini öngörür; Yargıtay kararlarında suça sürüklenen çocuklar bakımından TCK m. 31/3'ün uygulanması gerektiği belirtilmektedir. Üçüncüsü, bu indirim sonucunda ceza eşiklerin altına inebildiği için tamamlanmış suçta da hükmün açıklanmasının geri bırakılması ve erteleme gündeme gelebilir; erteleme için aranan üst sınır zaten on sekiz yaşını doldurmamış kişiler bakımından üç yıldır. Dördüncüsü, 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 26. maddesi uyarınca dava çocuk mahkemesinde, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda ise çocuk ağır ceza mahkemesinde görülür.
Dosyanız nerede olursa olsun
Muğla Adliyesi ile Bodrum, Marmaris ve Milas gibi ilçe adliyelerindeki dosyalarda Menteşe'den, Fethiye Adliyesi ile Seydikemer, Dalaman ve Ortaca'daki dosyalarda Fethiye'den bizzat müdafilik ve vekillik üstleniyoruz. Türkiye'nin başka bir ilinde yürüyen soruşturma ve davalarda da dosya takibi ve hukuki danışmanlık veriyoruz.
Diğer suç rehberleri
- Cinsel taciz suçu (TCK m. 105)
- Tehdit suçu (TCK m. 106)
- Şantaj suçu (TCK m. 107)
- Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu (TCK m. 109)
- Konut dokunulmazlığının ihlali suçu (TCK m. 116)
- Kişilerin huzur ve sükununu bozma suçu (TCK m. 123)
Bu site mesleki faaliyet hakkında bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez.