Muvazaa davası: muvazaalı işlem, ispat, süre ve iyiniyetli üçüncü kişi
Yayın tarihi:
Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak için gerçek iradelerine uymayan bir işlem yapmış gibi görünmesidir; halk arasında danışıklı ya da muvazaalı satış denir. Bu rehber Türk Borçlar Kanunu m. 19'u, mutlak ve nispi muvazaa ayrımını, tapuda bedelin düşük gösterilmesini, davayı kimin açabileceğini, işlemin tarafı ile üçüncü kişi arasındaki ispat farkını, inançlı işlemle ilişkisini, taşınmazı sonradan edinen kişinin durumunu ve süre sorununu Yargıtay kararlarıyla anlatır. Miras bırakanın işlemine karşı mirasçının açtığı muris muvazaası davası ayrı bir rehberin konusudur.
Kısaca
Muvazaa, bir sözleşmenin taraflarının başkalarını aldatmak için gerçek iradelerine uymayan bir işlem yapmış gibi görünmesidir. Görünüşteki işlem ilke olarak hüküm doğurmaz. Muvazaalı işlemin tarafı bunu ileri sürebilir; ancak resmî senede bağlanmış bir satışa karşı iddiasını kural olarak yazılı delille ispatlaması gerekir. İşlemden zarar gören üçüncü kişi ise tanık dahil her türlü delile dayanabilir. Türk Borçlar Kanunu m. 19 muvazaa iddiası için ayrı bir süre öngörmez. Miras bırakanın işlemine karşı mirasçının açtığı dava ayrı bir davadır.
İlgili rehberler: Muris muvazaası davası: mirastan mal kaçırma, İçtihadı Birleştirme Kararı, ispat ve tapu iptali
Bu sayfada
- Kısaca
- Dava, süre ve usul
- Muvazaa nedir; Türk Borçlar Kanunu m. 19 muvazaalı işlemi nasıl düzenler?
- Mutlak ve nispi muvazaa nedir; görünüşteki ve gizli işlem geçerli midir?
- Bedelde muvazaa: tapuda satış bedelinin düşük gösterilmesi satışı geçersiz kılar mı?
- Muvazaa davasının şartları nelerdir ve davayı kim açabilir?
- Muvazaanın ispatı: taraf yazılı delil getirmek zorunda mı, üçüncü kişi tanıkla ispat edebilir mi?
- İnançlı işlem ve nam-ı müstear muvazaadan nasıl ayrılır; 1947 tarihli içtihadı birleştirme kararı ne öngörür?
- Muvazaalı devirden sonra taşınmazı edinen üçüncü kişi korunur mu?
- Muvazaa davası için süre var mı; zamanaşımı ve hak düşürücü süre nasıl değerlendirilir?
- İlgili mevzuat
- Yargıtay kararları
- Sık sorulan sorular
Dava, süre ve usul
Aşağıdaki satırların her biri kanunun ilgili maddesine dayanır; yanlarındaki bağlantı, maddenin yer aldığı kanunun mevzuat.adalet.gov.tr'deki tam metnini açar.
- Görevli mahkeme
Kural olarak asliye hukuk mahkemesi. Muvazaa davası için kanunda ayrı bir görev kuralı yoktur; malvarlığı haklarına ilişkin davalarda, dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın ve aksine bir düzenleme bulunmadıkça görevli mahkeme asliye hukuk mahkemesidir. Uyuşmazlık özel bir kanunun başka bir mahkemeye verdiği bir ilişkiden (ör. tüketici işlemi, ticari dava) doğuyorsa o mahkeme görevlidir.
Dayanak: HMK m. 2/1
- Yetkili mahkeme
Sözleşmenin tarafının ya da malikin açtığı tapu iptali ve tescil davalarında taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Taşınmazın aynına ilişkin olmayan istemlerde genel yetki kuralı uygulanır: davalının davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi; kanundaki özel yetki kuralları saklıdır.
Dayanak: HMK m. 12/1, m. 6/1
- Dava şartı
Kural olarak arabuluculuk dava şartı yoktur: muvazaa davası 6325 sayılı Kanun m. 18/B/1'de sayılan uyuşmazlıklar (kira, taşınır ve taşınmazların paylaştırılması ve ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti, komşu hakkı) arasında değildir. İstisnalar: ticari davalardan konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında (TTK m. 5/A/1) ve tüketici mahkemesinde görülen uyuşmazlıklarda (6502 sayılı Kanun m. 73/A/1) dava açmadan önce arabulucuya başvurmak dava şartıdır; tüketici işlemi mahiyetinde olan ve taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklarda bu dava şartı uygulanmaz (m. 73/A/1-d). Bunların dışında arabulucuya başvuru isteğe bağlıdır.
Dayanak: 6325 sayılı Kanun m. 3/1, m. 18/B/1; TTK m. 5/A/1; 6502 sayılı Kanun m. 73/A/1
- Süre ve zamanaşımı
Türk Borçlar Kanunu m. 19 muvazaa iddiası için bir zamanaşımı veya hak düşürücü süre öngörmez. Muvazaa yerine yanılma, aldatma veya korkutmaya dayanılıyorsa, sözleşme yapan taraf yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde bağlı olmadığını bildirmez veya verdiğini geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır. İcra ve İflas Kanunu m. 284'teki beş senelik hak düşürücü süre, İİK m. 277 ve devamındaki tasarrufun iptali davasına ilişkindir. Muvazaa iddiasıyla birlikte bir alacak isteniyorsa, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça on yıllık zamanaşımı uygulanır (TBK m. 146).
- Yargılama usulü
Kural olarak yazılı yargılama usulü; muvazaa davası HMK m. 316/1'de basit yargılama usulüne tabi tutulan dava ve işler arasında sayılmamıştır. Uyuşmazlık tüketici mahkemesinde görülüyorsa dava HMK'nın Altıncı Kısım hükümlerine, yani basit yargılama usulüne göre yürütülür (6502 sayılı Kanun m. 73/4). Miktar veya değeri TTK m. 4/2'deki parasal sınırı geçmeyen ticari davalarda da basit yargılama usulü uygulanır; bu sınır HMK ek m. 1/1'e göre artırılır.
Dayanak: HMK m. 316/1; 6502 sayılı Kanun m. 73/4; TTK m. 4/2
- Harç
Tapu iptali ve tescil istenen davalarda nispi harç alınır; harca esas değer taşınmazın değeridir. Değer tayini mümkünse dava dilekçesinde değer gösterilmesi zorunludur. Muvazaaya dayanılarak para (ör. bakiye satış bedeli) isteniyorsa dava konusu belli bir değerle ilgili olduğundan harç nispi esas üzerinden alınır. Tüketicinin tüketici mahkemesinde açtığı dava harçtan muaftır (6502 sayılı Kanun m. 73/2). Alacaklının muvazaa davasında harca esas değer bu rehberdeki kararlarda ele alınmamıştır.
Dayanak: Harçlar Kanunu m. 15, m. 16/1, m. 16/3, (1) sayılı tarife (A) III-1/a; 6502 sayılı Kanun m. 73/2
- Kanun yolu
Nihai karara karşı istinaf; m. 341/2'deki parasal sınırı geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz; kural olarak m. 362/1-a'daki temyiz sınırını geçmeyen davalara ilişkin kararlar temyiz edilemez. Anayasa Mahkemesi bu bendi istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hâli yönünden iptal etmiştir (21/5/2026'dan itibaren). 7589 sayılı Kanunla eklenen m. 362/3'e göre (31/7/2026'dan itibaren) bölge adliye mahkemesi istinafı kısmen veya tamamen kabul edip esas hakkında yeniden karar vermişse, kabul veya reddedilen kısım m. 341/2'deki sınırın üzerindeyse karar temyiz edilebilir; m. 362/1-a'daki sınırın altında kalan bu kararlarda ilk derece kararıyla aradaki fark m. 341/2'deki sınırı geçmiyorsa ya da karar yalnız yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkinse temyiz yolu kapalıdır. Sınırlar her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırılır ve davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.
Muvazaa nedir; Türk Borçlar Kanunu m. 19 muvazaalı işlemi nasıl düzenler?
Türk Borçlar Kanunu m. 19/1'e göre bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın gerçek ve ortak iradeleri esas alınır. Madde muvazaayı tanımlamaz; tanım yargı kararlarından gelir. Hukuk Genel Kurulu muvazaayı, bir sözleşmenin taraflarının üçüncü kişilerden gerçek durumu gizleyerek, onları aldatmak maksadıyla, gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında geçerli olmayan bir hususta anlaşmaları olarak tanımlar. (Yargıtay HGK, E. 2023/214)1 Kurul başka bir kararında aynı tanımı tekrarlar ve bu şekilde yapılan işlemlere muvazaalı işlem denildiğini belirtir; muvazaayı ayrıca 7.10.1953 tarihli ve 8/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına atıfla, tarafların beyanlarının gerçek maksatlarına uymadığını bildikleri hâlde başka bir ilişkide anlaşmış gibi görünmeleri olarak da anar. (Yargıtay HGK, E. 2024/421)2
Sözleşmelerde irade ile beyan her zaman örtüşmeyebilir; bu uygunsuzluk istem dışı da doğabilir. Hukuk Genel Kurulu'na göre muvazaa, tarafların bu uygunsuzluğu bilerek ve isteyerek yarattığı durumdur; muvazaalı bir işlemden söz edebilmek için 1) tarafların iradeleri ile beyanları arasında isteyerek yaratılmış bir uygunsuzluk, 2) üçüncü kişileri aldatma niyeti ve 3) taraflar arasında gizli işlemi yaratan bir muvazaa sözleşmesi bulunmalıdır.2
Aynı kararda Kurul, TBK m. 19 ile yalnız nispi muvazaanın düzenlendiğini, mutlak muvazaanın maddede hükme bağlanmadığını ve bu konudaki ilkelerin yargısal içtihatlarla şekillendiğini belirtmiştir.2 TBK m. 19/2 ayrıca özel bir koruma getirir: borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.
Uygulanacak kanun işlem tarihine göre belirlenir. Eski tarihli devirlerde Yargıtay, olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 18'i uygular; bu maddenin bugünkü karşılığı TBK m. 19'dur.1 (Yargıtay 4. HD, E. 2020/1184)3
Bu rehber sözleşmenin tarafının ve işlemden zarar gören üçüncü kişinin açtığı genel muvazaa davasını anlatır. Miras bırakanın mirasçılarından mal kaçırmak için yaptığı işlemlere karşı mirasçının açtığı muris muvazaası davası ile alacaklının İcra ve İflas Kanunu m. 277 ve devamına göre açtığı tasarrufun iptali davası ayrı rehberlerin konusudur; alacaklının muvazaaya dayanan davası aşağıda yalnız farkları yönünden anılır.
Mutlak ve nispi muvazaa nedir; görünüşteki ve gizli işlem geçerli midir?
Yargıtay kararlarında muvazaa iki gruba ayrılır. Mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmak istemez, yalnız görünüşte bir işlem için irade açıklarlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir işlem yapmak ister, ama onu saklamak için başka bir işlem kurulmuş gibi gösterirler.12 3. Hukuk Dairesine göre nispi muvazaa bir sözleşmenin niteliğinde, taraflarının şahsında, konusunda ve koşullarında söz konusu olabilir. (Yargıtay 3. HD, E. 2022/5514)4
Hukuk Genel Kurulu'na göre taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı istemiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından ilke olarak hiçbir sonuç doğurmaz.1 Nispi muvazaada geriye gizli işlemin geçerli olup olmadığı sorusu kalır ve bu soru kanundaki şekil kurallarıyla cevaplanır. TBK m. 12/2'ye göre kanunda sözleşmeler için öngörülen şekil kural olarak geçerlilik şeklidir ve öngörülen şekle uyulmaksızın kurulan sözleşmeler hüküm doğurmaz. Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır (TBK m. 237/1); taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmelerin geçerli olması da resmî şekilde düzenlenmiş bulunmalarına bağlıdır (TMK m. 706/1).
Hukuk Genel Kurulu da tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören sözleşmelerde resmî şeklin ispat değil geçerlilik şartı olduğunu vurgular.2 Muvazaa sözleşmesinin kendisi ise şekle bağlı değildir: 3. Hukuk Dairesine göre görünüşteki sözleşme şekle bağlı olsa bile muvazaa sözleşmesinin yazılı veya resmî şekilde yapılması gerekmez; görünüşteki sözleşme şekle bağlıysa muvazaanın yazılı delille ispatı kuralı, muvazaa sözleşmesinin geçerliliği için değil ispatı için aranır.4
Bedelde muvazaa: tapuda satış bedelinin düşük gösterilmesi satışı geçersiz kılar mı?
Nispi muvazaanın uygulamada sık görülen bir türü, taşınmazın tapudaki satış bedelinin gerçek bedelden farklı gösterilmesidir. 3. Hukuk Dairesi, gerçek satış bedelinin resmî senette daha düşük veya daha yüksek gösterilmesinden doğan uyuşmazlıkların çözümünde muvazaa hükümlerinden yararlanılması gerektiğini belirtir; daha az vergi ödemek için tapudaki satış değerinin düşük gösterilmesini ve önalım (şufa) hakkının kullanılmasını önlemek için bedelin yüksek gösterilmesini bu türün örnekleri olarak sayar.4
Daireye göre tarafların tapu satış senedinde bedeli az göstermeleri sözleşmenin geçersiz olmasına yol açmaz; taraflar satışı ciddi olarak istemiştir ve muvazaa sözleşmenin tamamında değil yalnız bir kısmındadır. Bu durumda resmî senetteki bedelde muvazaa yapıldığını ve bedelin daha yüksek olduğunu ileri süren tarafın bunu kanıtlaması gerekir; ancak karşı taraf gerçek bedelin daha yüksek olduğunu ikrar etmişse, bakiye bedelin ödendiğini ispat yükü ona geçer.4
Aynı dosyada ilk derece mahkemesi resmî senede itibar ederek, bölge adliye mahkemesi de kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağını da anarak davayı reddetmişti. 3. Hukuk Dairesi bu kararları bozdu ve davalıların ödediklerini usulüne uygun ispat edemedikleri kısım gözetilerek karar verilmesini istedi.4
Muvazaa davasının şartları nelerdir ve davayı kim açabilir?
Muvazaa iddiasını muvazaalı işlemin tarafı da, işlemin butlanını istemekte hukuki menfaati bulunan kişiler de ileri sürebilir; iddiayı kimin ileri sürdüğü ispat kurallarını değiştirir.1 Taraflardan biri sözleşmenin muvazaa nedeniyle hükümsüz olduğunu ileri sürerse bu iddiasını ispatla yükümlüdür.1 Tüzel kişinin organı aracılığıyla yaptığı sözleşmede tüzel kişi taraftır: Hukuk Genel Kurulu, müdürünün şirketi temsilen yaptığı taşınmaz satışlarında şirketin üçüncü kişi değil sözleşmenin tarafı olduğunu kabul etmiştir; bu karar oy çokluğuyla verilmiştir.1 Kurulda, müdürün sözleşmenin karşı tarafıyla el ve işbirliği içinde şirketi zararlandırdığı iddiası bakımından şirketin üçüncü kişi sayılması ve muvazaanın her türlü delille ispatlanabilmesi gerektiği görüşü ileri sürülmüş, bu görüş çoğunlukça benimsenmemiştir.1
Hukuk Genel Kurulu'na göre üçüncü kişiler, muvazaalı işlem nedeniyle hakları zarara uğratıldığında tek taraflı veya çok taraflı bu işlemlerin geçersizliğini kural olarak ileri sürebilir; çünkü muvazaalı bir işlemle üçüncü kişilere zarar verilmesi onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğindedir.2 Her davada olduğu gibi davacının hukuki yararı bulunmalıdır. Yargıtay kararlarında bunun ölçütü şöyle kurulur: üçüncü kişinin muvazaalı işlemde bulunandan alacaklı olması ve işlemin bu alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olması gerekir.2 (Yargıtay 12. HD, E. 2025/9160)5
Alacaklı bakımından bu dava, İcra ve İflas Kanunu m. 277 ve devamındaki tasarrufun iptali davasından farklıdır. 12. Hukuk Dairesine göre tasarrufun iptali davası borçlunun geçerli olarak yaptığı bazı tasarrufları hükümsüz kılmak için açılırken, muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar; muvazaaya dayalı davada davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi alması gerekmez.5 (Yargıtay 12. HD, E. 2025/4795)6 Buna karşılık tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması gerekir.6
12. Hukuk Dairesi, alacaklının muvazaaya dayanan davasındaki iddianın taşınmazın aynına ilişkin olmadığını, alacağın tahsiline yönelik olduğunu belirtir.5 Daireye göre davacı iddiasını kanıtlarsa İcra ve İflas Kanunu m. 283/1 kıyasen uygulanır ve iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınmazların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulur.5 Muvazaa iddiası mülkiyet devrine karşı olduğu gibi ipotek kurulmasına karşı da ileri sürülebilir; 12. Hukuk Dairesi, alacaklının bir ipoteğin muvazaa nedeniyle iptali istemini reddeden kararları, alacağın ipotekten önce doğduğu anlaşıldığı için bozmuş ve işin esasına girilmesini istemiştir.6
Davanın hukuki niteliğini mahkeme belirler. 4. Hukuk Dairesi, hâkimin hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumlu olduğunu belirterek açıkça muvazaaya dayanılan davayı hak düşürücü süre geçti diye reddeden kararı bozmuştur.3 12. Hukuk Dairesi de İcra ve İflas Kanunu m. 277 ile muvazaaya terditli dayanılan bir davada aciz belgesi yok diye verilen ret kararını bozmuş; davanın TBK m. 19'a göre değerlendirilmesini ve önce alacağın gerçek olup olmadığının araştırılmasını istemiştir.5
Davanın kime karşı açılacağı da önemlidir. Hukuk Genel Kurulu'na göre muvazaanın tespiti sözleşmeyi yapanların gerçek iradesinin belirlenmesine dayandığından yalnız kayıt maliki değil, muvazaalı sözleşmenin tüm tarafları davalı gösterilmelidir; taşınmaz birkaç kez el değiştirmişse son kayıt maliki yanında ara maliklerin de davalı gösterilmesinde fayda, hatta zorunluluk vardır. İnançlı işlem konusu olduğu ileri sürülen taşınmaz üçüncü kişiye devredilmişse dava kayıt maliki yanında inanılana da yöneltilmelidir. Bu karar oy çokluğuyla verilmiştir. (Yargıtay HGK, E. 2022/202)7
Muvazaanın ispatı: taraf yazılı delil getirmek zorunda mı, üçüncü kişi tanıkla ispat edebilir mi?
Muvazaa davasında ispat kuralını belirleyen soru, iddiayı ileri sürenin işlemin tarafı mı yoksa üçüncü kişi mi olduğudur.1 HMK m. 201/1'e göre senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikteki hukuki işlemler, maddedeki parasal sınırdan az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz. Hukuk Genel Kurulu bu kuralı muvazaaya da uygular: taraflar muvazaalı işlemlerini bir senede bağladıklarına göre muvazaayı da bir senede bağlayabilirler.1
Resmî şekilde yapılmış bir taşınmaz satışına karşı tarafın muvazaa iddiası bu nedenle yazılı delille ispatlanmalıdır. Hukuk Genel Kurulu, şirketin taraf olduğu satışlarda devir bedeli ile keşifte belirlenen değer arasındaki farkın, satışı imzalayan müdür ile alıcı arasındaki akrabalığın ve bedelin şirket kasasına girmemesinin muvazaayı ispata yetmediğini kabul etmiştir (oy çokluğu).1 1. Hukuk Dairesi de onama kararlarının İlgili Hukuk bölümünde, senede bağlı sözleşmeye karşı muvazaa iddiasının ancak yazılı delille kanıtlanabileceğini, sözleşme HMK m. 203'te sayılan yakın akrabalar arasında yapılmış olsa bile bu kuralın değişmediğini ve resmî şekilde yapılan sözleşmede adi yazılı delilin yeterli olduğunu belirtir. (Yargıtay 1. HD, E. 2023/906)8 (Yargıtay 1. HD, E. 2021/2375)9
Yazılı delil kuralının kanunda istisnaları vardır. HMK m. 202/1'e göre senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı varsa tanık dinlenebilir; delil başlangıcı, iddia konusu işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir (m. 202/2). HMK m. 200/2, m. 200 uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda karşı tarafın açık muvafakatiyle tanık dinlenmesine izin verir; senede karşı tanıkla ispat yasağını düzenleyen m. 201'de benzer bir hüküm yoktur. Karşı tarafın ikrarı ispat yükünü değiştirebilir: 3. Hukuk Dairesi, gerçek bedelin daha yüksek olduğunu ikrar eden davalıların bakiye bedeli ödediklerini ispatla yükümlü olduğuna hükmetmiştir.4
Üçüncü kişi için kural farklıdır. HMK m. 203/1-d'ye göre hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddialarında tanık dinlenebilir. Hukuk Genel Kurulu'na göre muvazaalı işlemin butlanını istemekte hukuki menfaati bulunan kişiler bakımından sıkı şekil koşulları aranmaz ve iddia tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir.1
Parasal sınırlar sabit değildir: HMK ek m. 1/1'e göre m. 200 ve m. 201'deki sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere yeniden değerleme oranında artırılır ve ek m. 1/2'ye göre bu iki maddede hukuki işlemin yapıldığı tarihteki miktar esas alınır; madde metnindeki tutar güncel sınır olarak okunmaz. İspat yükünde genel kural TMK m. 6'dır: kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür.
"Kimse kendi muvazaasına dayanamaz" sözü alt derece mahkemesi kararlarında da geçer; bu rehberdeki 3. Hukuk Dairesi kararında bölge adliye mahkemesi ret gerekçesinde bu söze yer vermişti.4 Rehberdeki Yargıtay kararları ise tarafın muvazaa iddiasını dinlenemez saymaz; iddiayı ileri süren tarafın bunu yazılı delille ispatlaması gerektiğini söyler.18
İnançlı işlem ve nam-ı müstear muvazaadan nasıl ayrılır; 1947 tarihli içtihadı birleştirme kararı ne öngörür?
Borca teminat olmak üzere taşınmazın tapuda satış gösterilerek devredilmesi uygulamada çoğu kez muvazaa iddiasıyla karıştırılır. Hukuk Genel Kurulu'na göre taşınmaz mülkiyetinin nakli tapuda inançlı temlik yoluyla yapılamadığından taraflar işlemi genellikle satış sözleşmesi şeklinde yapar; bu da taşınmazların inançlı devrinin muvazaa ile karıştırılmasına yol açar. (Yargıtay HGK, E. 2023/1079)10 İnançlı işlemde devir gerçekten istenir: taşınmazı inanç sözleşmesiyle satan kişinin artık yalnız, borcunu ödeyerek taşınmazın kendisine temlikini isteme yolunda bir alacak hakkı, alan kişinin de borç ödenince taşınmazı geri verme borcu kalır. (Yargıtay HGK, E. 2022/544)11 (Yargıtay 1. HD, E. 2024/1373)12
Uygulama 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına dayanır. Hukuk Genel Kurulu'nun aktardığına göre bu kararda eski hukukta geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının Medeni Kanun'dan sonra taşınmazlar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmış, bir taşınmaz kaydında gerçek malik yerine başka bir ismin gösterilebileceğine değinilmiş ve sonuçta nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delille ispatının mümkün olduğuna hükmolunmuştur.10 1. Hukuk Dairesine göre bu karar teminat amacıyla temlike dair inanç sözleşmelerini de kapsar; bu sözleşmeler uygulamada genelde muvazaa, özelde nam-ı müstear başlıkları altında nitelendirilir. (Yargıtay 1. HD, E. 2023/4839)13
İnançlı işleme dayalı iddianın ispatı şekle bağlı olmayan yazılı delildir.1112 Hukuk Genel Kurulu'na göre inanç sözleşmesi olarak adlandırılan belge sözleşmeye taraf olanların imzasını içermelidir;11 1. Hukuk Dairesinin 2025 tarihli kararında ise belgenin sözleşmeye taraf olanların veya inanılanın imzasını içermesi gerektiği belirtilmiştir.12 Hukuk Genel Kurulu'nun 2024 tarihli bir kararındaki genel açıklamaya göre, 1947 tarihli karar belgenin akit tarihinden önce düzenlenmesini aramadığından belgenin akitten önce ya da sonra düzenlenmiş olması sonuca etkili değildir.10 Yazılı belge yoksa taraflar arasındaki mektup, banka dekontu, yazışma gibi belgeler delil başlangıcı sayılır ve iddia her türlü delille kanıtlanabilir; böyle bir olgu da yoksa iddia sahibinin son başvuracağı delil karşı tarafa yemin teklif etmektir.12 Hukuk Genel Kurulu, yazılı delil veya delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar ve yemin gibi kesin delillerle de ispatlanabileceğini belirtir.10
İnançlı devir kanıtlansa bile sonuç kendiliğinden tapu iptali değildir. 1. Hukuk Dairesi, inanç ilişkisini tespit eden ama davacının borcunu netleştirmeden karar veren mahkeme kararını bozmuş; borç net olarak belirlendikten sonra kalan kısmın TBK m. 97 uyarınca mahkeme veznesine depo edilmesi için davacıya süre verilmesini istemiştir.12 Hukuk Genel Kurulu da inananların borcu varsa belirlenen miktarın depo ettirilmesi için süre verilmesini öngören bozma kararını yerinde bulmuştur.11 TBK m. 97'ye göre karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmenin ifasını isteyen taraf, daha sonra ifa etme hakkı olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş ya da ifasını önermiş olmalıdır.
Muvazaalı devirden sonra taşınmazı edinen üçüncü kişi korunur mu?
TMK m. 1023'e göre tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. TMK m. 1024'e göre ise bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmişse, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz; bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.
Hukuk Genel Kurulu'na göre dava açılmadan ya da tescil kararı verilmeden önce taşınmazı tapu kaydına iyiniyetle dayanarak edinen kişinin kazanımı m. 1023'e göre korunur; ancak satış alacaklılardan mal kaçırmaya yönelik ve muvazaaya dayanıyorsa ya da bunu ileri süren kişinin zararına bilerek yapılmışsa, işlemden zarar gören kişi şahsi hakkını aynî hak sahibine karşı da ileri sürebilir.2 Kurul bu gerekçeyle, yüklenicinin satışını vaat ettiği bağımsız bölümü başkasına devretmesinin muvazaalı olup olmadığının araştırılmasını istemiştir (oy çokluğu).2
İnanılan ile üçüncü kişi, inananın taşınmazı geri alma hakkını ortadan kaldırmak için el ve düşünce birliği içinde muvazaalı bir işlem yaparsa, inanan bu işlemin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek üçüncü kişiye dava açabilir.11 Hukuk Genel Kurulu, taraflarla yakın ilişkisi bulunan ve devir yasağını bilen son malikin iyiniyetli kabul edilemeyeceğine, taşınmazın bedelini ödemiş olmasının bu sonucu değiştirmeyeceğine karar vermiştir.11
İyiniyet araştırması yüzeysel yapılamaz. 1. Hukuk Dairesi, taşınmaz dava sürerken icra ihalesiyle satıldığında son malikin kötüniyetine delil bulunmadığı gerekçesiyle, tanıklar dinlenmeden verilen ret kararını bozmuş; kanunun amacının ilk bakışta şeklen iyiniyetli görüneni değil gerçekten iyiniyetli olanı korumak olduğunu ve tüm delillerin derinliğine değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.13 Yargıtay kararlarında, 08.11.1991 tarihli ve 1990/4 E., 1991/3 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına dayanılarak kötüniyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden gözetileceği kabul edilir.1113
Muvazaa davası için süre var mı; zamanaşımı ve hak düşürücü süre nasıl değerlendirilir?
Türk Borçlar Kanunu m. 19 muvazaa iddiası için bir zamanaşımı ya da hak düşürücü süre öngörmez. Alacaklının muvazaaya dayanarak açtığı davada Yargıtay kararlarında hak düşürücü süre uygulanmaz ve tasarrufun iptali davasında aranan aciz belgesi aranmaz.53 İcra ve İflas Kanunu m. 284'e göre iptal davası hakkı, batıl tasarrufun vukuu tarihinden itibaren beş sene geçmekle düşer; bu süre tasarrufun iptali davasına ilişkindir. 4. Hukuk Dairesi, muvazaaya dayanan davayı hak düşürücü süre nedeniyle reddeden kararı, bu davalarda hak düşürücü süre uygulanmadığını belirterek bozmuştur.3
Muvazaa ile irade bozukluğu ayrı hukuki sebeplerdir. TBK m. 39/1'e göre yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır. 1. Hukuk Dairesi, hem taraf muvazaasına hem hileye dayanılan bir tapu iptali davasında bu farkı ortaya koyar: muvazaa iddiası yazılı delille kanıtlanır; hile ise her türlü delille ispat edilebilir ve aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanılır.8
1. Hukuk Dairesi, sözleşmenin taraflarının taraf muvazaası ve hileye dayanarak açtığı bir tapu iptali davasında, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceğinin ve belirli bir sürenin geçmesiyle muvazaalı sözleşmenin geçerli hâle gelmeyeceğinin uygulamada ve öğretide kabul edildiğini belirtmiş ve davanın kabulüne ilişkin kararı düzelterek onamıştır; zamanaşımı temyiz aşamasında ayrıca tartışılmamıştır.9 Alacaklı olmayan üçüncü kişinin davasında süre sorununa bu rehberdeki kararlarda değinilmemiştir.
İlgili mevzuat
MADDE 19- Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.
Borçlu, yazılı bir borç tanımasına güvenerek alacağı kazanmış olan üçüncü kişiye karşı, bu işlemin muvazaalı olduğu savunmasında bulunamaz.
Kaynak: Türk Borçlar Kanunu (6098)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 26 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
MADDE 201- (1) Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz.
Kaynak: Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 23 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
MADDE 203- (1) Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir:
a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler.
b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler.
c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler.
ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları.
d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.
e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli.
Kaynak: Hukuk Muhakemeleri Kanunu (6100)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 23 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 1024- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.
Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.
Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.
Kaynak: Türk Medeni Kanunu (4721)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 23 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Yargıtay kararları
Aşağıdaki özetler kararların kendi metnine dayanır; her kararın kaynaktaki sayfasına bağlantı verilmiştir.
1.Sözleşmenin tarafının muvazaa iddiası ve yazılı delilYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2023/214 · K. 2023/246 ·
Bir limited şirket, eski müdürünün şirkete ait taşınmazları yakın akrabasına devretmesinin muvazaalı olduğunu ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemişti. Bölge adliye mahkemesi bedel farkı, akrabalık ve bedelin şirket kasasına girmemesi nedeniyle davayı kabul etmiş, 11. Hukuk Dairesinin bozmasına direnmişti. Hukuk Genel Kurulu, satışları şirketi temsile yetkili müdür yaptığından şirketin sözleşmenin tarafı olduğunu, resmî şekilde yapılmış sözleşmelere karşı tarafın muvazaa iddiasının HMK m. 201 gereği yazılı delille ispatlanması gerektiğini ve sayılan olguların muvazaayı ispata yetmediğini belirterek direnme kararını oy çokluğuyla bozdu; müdürün karşı tarafla el ve işbirliği içinde şirketi zararlandırdığı iddiasında şirketin üçüncü kişi sayılması gerektiği görüşü Kurul çoğunluğunca benimsenmedi. Devirler 2007 yılında yapıldığından 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 18 uygulanmıştır; bugünkü karşılığı TBK m. 19'dur.
Sonuç: Sözleşmenin tarafı muvazaayı ileri sürebilir; ancak resmî senede bağlanmış işleme karşı iddiasını yazılı delille ispatlamalıdır. Bedel farkı ve akrabalık tek başına yetmez.
2.Taşınmazın muvazaalı devri ve iyiniyetli üçüncü kişiYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2024/421 · K. 2025/381 ·
Ön ödemeli konut satış sözleşmesiyle bağımsız bölüm satın alan davacı, yüklenici şirketin bu bölümü el ve işbirliği içinde başka bir kişiye danışıklı olarak devrettiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemişti. Bölge adliye mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin bozmasına direnmişti. Hukuk Genel Kurulu, uyuşmazlığı 6502 sayılı Kanun çerçevesinde değerlendirdi; muvazaanın tanımını ve üç unsurunu açıkladı, TBK m. 19'da yalnız nispi muvazaanın düzenlendiğini, muvazaalı işlemle üçüncü kişilere zarar vermenin haksız eylem niteliğinde olduğunu, iyiniyetli üçüncü kişinin kazanımının korunacağını ama devir muvazaaya dayanıyorsa zarar görenin şahsi hakkını aynî hak sahibine karşı da ileri sürebileceğini belirtti ve devrin muvazaalı olup olmadığının araştırılması için direnme kararını değişik gerekçeyle ve oy çokluğuyla bozdu.
Sonuç: Muvazaa için irade ile beyan arasında bilerek yaratılmış uygunsuzluk, aldatma niyeti ve muvazaa sözleşmesi gerekir; muvazaalı devirden zarar gören kişi şahsi hakkını yeni malike karşı da ileri sürebilir.
3.Muvazaa davasında hak düşürücü süre uygulanmamasıYargıtay 4. Hukuk Dairesi · E. 2020/1184 · K. 2020/1846 ·
Alacaklı, senetten doğan alacağını tahsil edemediğini, borçlunun taşınmazlarını düşük bedel göstererek diğer davalılara muvazaalı olarak devrettiğini ileri sürerek tapu iptali ve borçlu adına tescil istemişti. İlk derece mahkemesi davayı hak düşürücü süre yönünden reddetmişti. 4. Hukuk Dairesi, hukuki nitelendirmenin hâkime ait olduğunu, davanın olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu m. 18'deki genel muvazaa hukuksal nedenine dayandığını, bu davalarda icra takibi ve aciz belgesi aranmadığı gibi hak düşürücü süre de uygulanmadığını belirterek kararı oybirliğiyle bozdu. Maddenin bugünkü karşılığı TBK m. 19'dur.
Sonuç: Muvazaaya dayanan davada tasarrufun iptaline ilişkin hak düşürücü süre uygulanmaz; davayı nitelendirmek hâkimin görevidir.
4.Bedelde muvazaa: tapuda düşük gösterilen satış bedeliYargıtay 3. Hukuk Dairesi · E. 2022/5514 · K. 2022/7505 ·
Satıcı, taşınmazları tapuda toplam 26.000 TL bedelle gösterilerek satıldığı hâlde alıcıların gerçek bedelin 460.000 TL olduğunu beyan ettiklerini ve bakiyenin ödenmediğini ileri sürerek alacak davası açmıştı. İlk derece mahkemesi resmî senede itibar ederek, bölge adliye mahkemesi de kimsenin kendi muvazaasına dayanamayacağını da anarak davayı reddetmişti. 3. Hukuk Dairesi, tapuda bedelin düşük gösterilmesinin sözleşmenin yalnız bir unsurundaki muvazaa olduğunu ve sözleşmeyi geçersiz kılmadığını, muvazaa sözleşmesinin şekle bağlı olmadığını ve yazılı delil kuralının ispata ilişkin olduğunu belirtti; davalılar gerçek bedeli ikrar ettiğinden bakiye bedelin ödendiğini ispat yükünün onlara geçtiğine karar vererek kararları oybirliğiyle bozdu.
Sonuç: Tapuda bedelin düşük gösterilmesi satışı geçersiz kılmaz; gerçek bedel ikrar edilmişse ödemeyi ispat yükü alıcıya geçer.
5.Muvazaa davası ile tasarrufun iptali davasının farkıYargıtay 12. Hukuk Dairesi · E. 2025/9160 · K. 2026/932 ·
Alacaklı, borçlunun takipten kısa süre önce taşınmazlarını başkalarına devrettiğini ileri sürerek önce İcra ve İflas Kanunu m. 277'ye, bu kabul görmezse muvazaaya dayanarak tasarrufların iptalini istemişti. İlk derece mahkemesi aciz belgesi sunulmadığı için davayı usulden reddetmiş, bölge adliye mahkemesi istinafı esastan reddetmişti. 12. Hukuk Dairesi, muvazaa davasının borçlunun tasarrufi işlemlerinin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçladığını, bu davada icra takibi ve aciz belgesi aranmadığını ve hak düşürücü süre uygulanmadığını belirterek davanın TBK m. 19'a göre incelenmesi gerektiğine karar verdi; önce alacağın gerçek olup olmadığının araştırılmasını istedi ve kararları oybirliğiyle bozdu.
Sonuç: Alacaklının muvazaa davasında aciz belgesi ve hak düşürücü süre aranmaz; davacı haklı çıkarsa İİK m. 283/1 kıyasen uygulanarak taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir.
6.Muvazaalı ipotek ve borcun işlemden önce doğmasıYargıtay 12. Hukuk Dairesi · E. 2025/4795 · K. 2025/7880 ·
Alacaklı, borçluların taşınmazları üzerine bir yakınları lehine kurdukları ipoteğin mal kaçırmak amacıyla yapıldığını ileri sürerek iptalini istemişti. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, takip ve senet tarihlerini gerekçe göstererek davayı reddetmişti. 12. Hukuk Dairesi, davanın TBK m. 19'a dayalı ipotek tesisi işleminin iptali istemi olduğunu, muvazaaya dayalı davalarda icra takibi ve aciz belgesi aranmadığını, ancak tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması gerektiğini belirtti; bonoların düzenleme tarihleri ipotekten önce olduğundan alacağın tasarruftan önce doğduğunu kabul ederek işin esasına girilmesi için kararları oybirliğiyle bozdu.
Sonuç: Muvazaa iddiası ipotek kurulmasına karşı da ileri sürülebilir; alacak işlemden önce doğmuşsa mahkeme işin esasına girmelidir.
7.Muvazaa davasında davalı taraf ve inanılanın davaya katılmasıYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2022/202 · K. 2023/1138 ·
Davacı, inanç sözleşmesiyle dava dışı bir kişiye satış göstererek devrettiği bağımsız bölümün, bu kişi tarafından inanç sözleşmesine aykırı ve muvazaalı olarak davalıya satıldığını ileri sürerek son kayıt malikine karşı tapu iptali ve tescil istemişti. Yerel mahkeme 1. Hukuk Dairesinin bozmasına direnmişti; uyuşmazlık, ilk el durumundaki dava dışı kişinin davada yer almasının zorunlu olup olmadığı noktasındaydı. Hukuk Genel Kurulu, muvazaanın tespiti sözleşmeyi yapanların gerçek iradesinin belirlenmesine dayandığından yalnız kayıt malikinin değil sözleşmenin tüm taraflarının davalı gösterilmesi gerektiğini, taşınmaz birçok kez el değiştirmişse ara maliklerin davalı gösterilmesinde fayda, hatta zorunluluk bulunduğunu, inançlı işlem konusu mal üçüncü kişiye devredilmişse davanın inanılana da yöneltilmesi gerektiğini belirterek direnme kararını oy çokluğuyla bozdu.
Sonuç: Muvazaa davasında yalnız kayıt maliki değil muvazaalı sözleşmenin tüm tarafları davalı gösterilir; inançlı işlem konusu taşınmaz üçüncü kişiye geçmişse dava inanılana da yöneltilir.
8.Yakın akrabalar arasında taraf muvazaası ve hileYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2023/906 · K. 2024/1715 ·
Davacı, taşınmaz payını çocuklarına paylaştırılmak üzere satış göstererek oğluna devrettiğini, işlemin gerçekte bağış olduğunu ve hileye uğradığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemişti. Bölge adliye mahkemesi, taraf muvazaasının yazılı delille kanıtlanmadığı ve hilenin ispatlanamadığı gerekçesiyle davayı reddetmişti. 1. Hukuk Dairesi kararın İlgili Hukuk bölümünde, senede bağlı sözleşmeye karşı muvazaa iddiasının HMK m. 200 ve 201 uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabileceğini, sözleşme yakın akrabalar arasında yapılmış olsa bile bu kuralın geçerli olduğunu; hilenin ise her türlü delille ispat edilebileceğini ve aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde kullanılabileceğini belirtti ve bölge adliye mahkemesi kararını oybirliğiyle onadı.
Sonuç: 1. Hukuk Dairesine göre HMK m. 203/1-a'daki akraba istisnası taraf muvazaasında uygulanmaz; muvazaa yazılı delille, hile her türlü delille ispatlanır.
9.Taraf muvazaasının süreye bağlı olmaması ve yazılı delille ispatıYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2021/2375 · K. 2022/1139 ·
Davacılar, miras yoluyla edindikleri taşınmaz paylarını davalıyla trampa etmek istediklerini, işlemin tapuda satış olarak gösterildiğini ileri sürerek öncelikle muvazaa, olmazsa hile nedeniyle tapu iptali ve tescil istemişti; davalı zamanaşımının geçtiğini savunmuştu. Mahkeme, 1. Hukuk Dairesinin bozmasına uyarak belgenin düzenlendiği tarihte davalının vekili olduğu anlaşılan avukatın muvazaayı anlatan beyanını esas almış ve davayı kabul etmişti. 1. Hukuk Dairesi kararın İlgili Hukuk bölümünde, muvazaanın varlığının hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceğini ve sürenin geçmesiyle muvazaalı sözleşmenin geçerli hâle gelmeyeceğini, senede bağlı sözleşmeye karşı muvazaa iddiasının sözleşme yakın akrabalar arasında yapılmış olsa bile yazılı delille kanıtlanması gerektiğini belirtti; iptal ve tescil edilen pay oranlarının gösterilmemesi ve ölen davacı adına tescil hükmü kurulması nedeniyle hükmü düzelterek oybirliğiyle onadı. Karar, HMK geçici m. 3 uyarınca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre verilmiştir.
Sonuç: 1. Hukuk Dairesine göre muvazaa hiçbir süreye bağlı olmaksızın ileri sürülebilir; taraf muvazaası, sözleşme yakın akrabalar arasında yapılmış olsa bile yazılı delille ispatlanır.
10.İnançlı devirde iade süresinin yorumu ve inanç sözleşmesinin ispatıYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2023/1079 · K. 2024/528 ·
Davacı, dava dışı bir kişinin kendisine olan borcunun ödenmesi için taşınmaz payını davalıya satış göstererek devretmiş; üç tarafın imzaladığı sözleşmede davalının, her hâlde en geç 18 ay sonra, taşınmazı geri devredeceği ya da o günkü rayiç bedelini ödeyeceği kararlaştırılmıştı. Bölge adliye mahkemesi 1. Hukuk Dairesinin bozmasına direnmişti; uyuşmazlık, borç dava dışı kişi tarafından davalıya ödenmemişken davacının sözleşmeye göre tapu iptali isteyip isteyemeyeceğiydi. Hukuk Genel Kurulu, genel açıklamalar bölümünde taşınmazların inançlı devrinin tapuda satış olarak yapılması nedeniyle muvazaa ile karıştırıldığını belirterek 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının içeriğini aktardı; inanç sözleşmesinin tarafların imzasını taşıyan yazılı belgeyle kanıtlanabileceğini, belgenin akitten önce ya da sonra düzenlenmesinin sonuca etkili olmadığını, delil başlangıcı varsa tanık dahil her delilin, yazılı delil ve delil başlangıcı yoksa ikrar ve yeminin kullanılabileceğini belirtti. Sözleşmedeki iade süresi TBK m. 19'a göre yorumlanarak davacının tapu iptali isteme hakkının doğduğu kabul edildi ve direnme kararı oy çokluğuyla bozuldu.
Sonuç: İnanç sözleşmesi, tarafların imzasını taşıyan ve şekle bağlı olmayan yazılı belgeyle ispatlanır. Kurul sözleşmedeki iade süresini TBK m. 19'a göre yorumlayıp sürenin dolmasıyla tapu iptali hakkının doğduğunu kabul etti (oy çokluğu).
11.İnançlı devir, muvazaalı ikinci devir ve son malikin iyiniyetiYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2022/544 · K. 2023/1117 ·
Davacılar, kredi teminatı olmak üzere inanç sözleşmesiyle devrettikleri taşınmaz paylarının, inanılan tarafından durumu bilen bir tanıdığa muvazaalı olarak devredildiğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemişti. İlk derece mahkemesi asıl davayı reddetmiş ve 1. Hukuk Dairesinin bozmasına direnmişti; uyuşmazlık son malikin iyiniyetli sayılıp sayılamayacağı noktasındaydı. Hukuk Genel Kurulu, inananın kişisel hakkını kural olarak yalnız akidine karşı ileri sürebileceğini, ancak inanılan ile üçüncü kişinin el ve düşünce birliği içinde muvazaalı işlem yapması hâlinde üçüncü kişiye dava açabileceğini; taraflarla yakın ilişkisi olan ve devir yasağını bilen son malikin iyiniyetli kabul edilemeyeceğini belirterek direnme kararını oybirliğiyle bozdu. Direnme kararı, HMK geçici m. 3 uyarınca 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre incelenmiştir.
Sonuç: Muvazaalı ikinci devirde işlemi bilen veya bilmesi gereken son malik TMK m. 1023 korumasından yararlanamaz; inananın borcu varsa depo için süre verilir.
12.İnançlı işlemin ispatı ve borcun depo edilmesiYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2024/1373 · K. 2025/5805 ·
Davacı, taşınmazını bir arkadaşının kredi çekmesine destek olmak için devrettiğini, taşınmazın ardışık satışlarla davalıya geçtiğini ve aralarındaki protokole göre ödeme teklif etmesine rağmen istenen tutarın artırıldığını ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemişti. İlk derece mahkemesi inanç sözleşmesini tespit ederek protokole göre yarım payın davacı adına tesciline karar vermiş, bölge adliye mahkemesi istinafı esastan reddetmişti. 1. Hukuk Dairesi, inançlı işleme dayalı iddianın şekle bağlı olmayan yazılı delille kanıtlanacağını, yazılı belge yoksa mektup, banka dekontu, yazışma gibi belgelerin delil başlangıcı sayılacağını, o da yoksa son delilin yemin olduğunu belirtti; davacının borcu net olarak belirlenip kalan kısmın TBK m. 97 uyarınca depo edilmesi için süre verilmeden karar verilmesini doğru bulmayarak kararları oybirliğiyle bozdu.
Sonuç: İnanç ilişkisi kanıtlansa bile inananın borcu belirlenip depo için süre verilmeden karar verilemez.
13.Son malikin iyiniyetinin derinlemesine araştırılmasıYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2023/4839 · K. 2025/317 ·
Davacı, kredi çekebilmek için davalıya devrettiği bağımsız bölümün iade edilmediğini ileri sürerek tapu iptali ve tescil istemişti; taşınmaz dava sürerken icra ihalesiyle başka bir kişiye satılmış, davalıdır şerhi ihaleden bir gün önce konulmuştu. İlk derece mahkemesi, ilk davalı davayı kabul etmiş olmasına rağmen ihale alıcısının kötüniyetine delil bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiş, bölge adliye mahkemesi istinafı esastan reddetmişti. 1. Hukuk Dairesi, 1947 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararının teminat amaçlı inanç sözleşmelerini de kapsadığını, kanunun gerçekten iyiniyetli olanı koruduğunu ve iyiniyetin tüm delillerle derinliğine araştırılması gerektiğini belirterek, tanık listesi için usulüne uygun süre verilmeden verilen kararları oybirliğiyle bozdu.
Sonuç: Taşınmazı sonradan edinen kişinin iyiniyeti yüzeysel değil, tanıklar dahil tüm delillerle araştırılır; kötüniyet iddiası itirazdır ve kendiliğinden gözetilir.
Sık sorulan sorular
Muvazaalı satış nedir?
Muvazaalı ya da danışıklı satış, tarafların üçüncü kişileri aldatmak için gerçek iradelerine uymayan bir satış yapmış gibi görünmeleridir. Görünüşteki işlem tarafların gerçek iradesine uymadığı için ilke olarak hüküm doğurmaz. Taraflar hiçbir işlem istemiyorsa mutlak, başka bir işlemi gizliyorlarsa nispi muvazaa vardır.
Mutlak muvazaa ile nispi muvazaa arasındaki fark nedir?
Mutlak muvazaada taraflar hiçbir hukuki işlem yapmak istemez, yalnız görünüşte bir işlem varmış gibi davranırlar. Nispi muvazaada ise gerçekten istedikleri bir işlemi başka bir işlemin arkasına saklarlar. Nispi muvazaada gizli işlem, kural olarak kanunun o işlem için aradığı şekle uygunsa geçerli olur (TBK m. 12/2). Taşınmaz devrinde bu şekil resmî şekildir.
Tapuda satış bedelini düşük göstermek satışı geçersiz yapar mı?
Hayır. Yargıtay'ın bir kararına göre tarafların tapu satış senedinde bedeli az göstermesi sözleşmenin geçersiz olmasına yol açmaz; muvazaa sözleşmenin tamamında değil yalnız bedel unsurundadır. Gerçek bedelin daha yüksek olduğunu ileri süren taraf bunu kanıtlamalıdır; karşı taraf gerçek bedeli ikrar etmişse ödemeyi ispat yükü ona geçer.
Muvazaalı işlemin tarafı muvazaa davası açabilir mi?
Açabilir. Ancak Hukuk Genel Kurulu'na göre resmî şekilde yapılmış bir taşınmaz satışına karşı tarafın muvazaa iddiası yazılı delille ispatlanmalıdır. Kanuna göre delil başlangıcı sayılan bir belge varsa tanık da dinlenebilir (HMK m. 202).
Kardeşler ya da ana-baba ile çocuk arasındaki satışta muvazaa tanıkla ispat edilebilir mi?
HMK m. 203/1-a yakın akrabalar arasındaki işlemlerde tanık dinlenmesine izin verir. Buna karşılık 1. Hukuk Dairesinin onama kararlarında yer verdiği ilkeye göre senede bağlı sözleşmeye karşı tarafın muvazaa iddiası, sözleşme yakın akrabalar arasında yapılmış olsa bile yazılı delille ispatlanmalıdır; resmî şekilde yapılan sözleşmede adi yazılı delil yeterlidir. Daire, babanın oğluna yaptığı satışa ilişkin bir davada tanık dinlenebileceği yönündeki temyiz itirazını da kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görmemiştir.
Muvazaalı işlemden zarar gören üçüncü kişi muvazaayı nasıl ispat eder?
HMK m. 203/1-d'ye göre üçüncü kişilerin hukuki işlemlere ve senetlere karşı muvazaa iddialarında tanık dinlenebilir. Hukuk Genel Kurulu'na göre bu durumda sıkı şekil koşulları aranmaz ve iddia tanık dahil her türlü delille ispatlanabilir. Üçüncü kişinin dava açabilmesi için ise hukuki yararı bulunmalıdır.
Muvazaa davası kaç yıl içinde açılmalıdır?
Türk Borçlar Kanunu m. 19 muvazaa iddiası için ayrı bir süre öngörmez. Alacaklının muvazaaya dayanarak açtığı davada Yargıtay hak düşürücü süre uygulamaz. 1. Hukuk Dairesi, sözleşmenin taraflarının açtığı bir davada muvazaanın hiçbir süreye bağlı olmaksızın her zaman ileri sürülebileceğini belirtmiştir. Muvazaa yerine yanılma, aldatma veya korkutmaya dayanılıyorsa TBK m. 39/1'deki bir yıllık süre önem taşır. Muvazaa iddiasıyla birlikte bir alacak istenirse (ör. tapuda düşük gösterilen satış bedelinin bakiyesi), bu alacak kanunda aksine hüküm bulunmadıkça TBK m. 146'ya göre on yıllık zamanaşımına tabidir.
Muvazaalı olarak devredilen taşınmaz başkasına satılırsa ne olur?
Tapu kaydına iyiniyetle dayanarak taşınmazı edinen üçüncü kişinin kazanımı TMK m. 1023'e göre korunur. Yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken kişi ise TMK m. 1024'e göre bu tescile dayanamaz. Hukuk Genel Kurulu, teminat amacıyla inançlı olarak devredilen taşınmazın, taraflarla yakın ilişkisi bulunan ve inanç belgesindeki başkasına satmama kaydını bilen kişiye satıldığı bir davada, bu son malikin bedel ödemiş olsa bile iyiniyetli sayılamayacağına karar vermiştir.
Muvazaa davası ile tasarrufun iptali davası arasındaki fark nedir?
Tasarrufun iptali davası borçlunun geçerli olarak yaptığı bazı tasarrufları alacaklıya karşı hükümsüz kılar ve kural olarak aciz belgesi ister. 12. Hukuk Dairesine göre muvazaa davası ise işlemin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçlar; bu davada icra takibi ve aciz belgesi aranmaz, ancak tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması gerekir.
Muvazaa davası hangi mahkemede açılır?
Kural olarak asliye hukuk mahkemesinde açılır; kanunda muvazaa davası için ayrı bir görev kuralı yoktur. Sözleşmenin tarafı ya da malik tapu iptali ve tescil istiyorsa taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Arabulucuya başvurmak kural olarak dava şartı değildir; konusu para olan ticari davalarda ve tüketici mahkemesinde görülen, taşınmazın aynına ilişkin olmayan uyuşmazlıklarda dava şartıdır.
Dosyanız nerede olursa olsun
Muğla Adliyesi ile Bodrum, Marmaris ve Milas gibi ilçe adliyelerindeki dosyalarda Menteşe'den, Fethiye Adliyesi ile Seydikemer, Dalaman ve Ortaca'daki dosyalarda Fethiye'den bizzat vekillik üstleniyoruz. Türkiye'nin başka bir ilinde görülen davalarda da dosya takibi ve hukuki danışmanlık veriyoruz.
Bu alandaki diğer rehberler
- Trafik kazası tazminatı: yaralanma, maluliyet ve sigortaya başvuru
- İhalenin feshi: şikâyet hakkı, süre, fesih sebepleri ve para cezası
- İtirazın iptali davası: süre, arabuluculuk, ispat ve icra inkâr tazminatı
- Manevi tazminat davası: kişilik hakkı ihlali, miktar ve zamanaşımı
- Araç değer kaybı: sigortaya başvuru, hesaplama ve dava
- İcra takibine itiraz ve itirazın kaldırılması: süre, belge, ispat ve tazminat
Bu site mesleki faaliyet hakkında bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez.