Tapu iptal davası: yolsuz tescil, iyi niyetli üçüncü kişi ve tapu iptal ve tescil davasının usulü
Yayın tarihi:
Tapudaki kayıt hukuken geçerli bir sebebe dayanmıyorsa, hakkı zedelenen kişi kaydın düzeltilmesini ve taşınmazın gerçek hak sahibi adına tescilini dava edebilir. Bu rehber, yolsuz tescilin Türk Medeni Kanunu'ndaki tanımını, tapu iptalinin başlıca sebeplerini (ehliyetsizlik, sahte vekâletname, vekâletin kötüye kullanılması, hata, hile ve korkutma), tapu siciline iyi niyetle güvenen üçüncü kişinin korunmasını, ispat yükünü, süre sorununu, davanın hangi mahkemede ve hangi harçla açıldığını, davanın ne kadar sürdüğüne etki eden adımları ve Devletin tapu sicilinden doğan sorumluluğunu Yargıtay kararlarıyla anlatır.
Kısaca
Tapu iptali ve tescil davası, tapudaki kaydın gerçek hak durumunu yansıtmadığını ileri süren kişinin kaydın düzeltilmesini istediği davadır. Kanun, geçerli bir hukuki işleme dayanmayan veya hukuki sebepten yoksun tescili yolsuz sayar. Ehliyetsizlik, sahte vekâletname, vekâletin kötüye kullanılması, hata, hile ve korkutma başlıca sebeplerdendir. Tapuya iyi niyetle güvenerek hak kazanan üçüncü kişinin kazanımı kural olarak korunur. Dava taşınmazın bulunduğu yerdeki mahkemede açılır ve kural olarak asliye hukuk mahkemesinde görülür.
Bu sayfada
- Kısaca
- Dava, süre ve usul
- Tapu iptali ve tescil davası nedir; Türk Medeni Kanunu m. 1024 ve m. 1025 yolsuz tescili nasıl tanımlar?
- Tapu iptali hangi sebeplere dayanır: ehliyetsizlik, sahte vekâletname, hata, hile ve korkutma
- Vekâletin kötüye kullanılmasına dayanan tapu iptali davasının şartları nelerdir (TBK m. 506)?
- Tapu siciline güvenen iyi niyetli üçüncü kişi korunur mu (TMK m. 1023 ve m. 1024)?
- Tapu iptali davasında ispat yükü kimdedir ve Yargıtay kötü niyeti hangi olgularla kabul etmiştir?
- Tapu iptal davası hangi sürede açılır; zamanaşımı ve hak düşürücü süre var mı?
- Tapu iptal davası hangi mahkemede ve hangi harçla açılır; ihtiyati tedbir ve tapuya şerh nasıl işler?
- Tapu iptal davası ne kadar sürer; süreyi hangi adımlar uzatır?
- Tapu kaydı iptal edilen malik Devletten hangi şartlarla tazminat isteyebilir (TMK m. 1007)?
- İlgili mevzuat
- Yargıtay kararları
- Sık sorulan sorular
Dava, süre ve usul
Aşağıdaki satırların her biri kanunun ilgili maddesine dayanır; yanlarındaki bağlantı, maddenin yer aldığı kanunun mevzuat.adalet.gov.tr'deki tam metnini açar.
- Görevli mahkeme
Kural olarak asliye hukuk mahkemesi: dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir; tapu iptali ve tescil davası için ayrı bir görev kuralı yoktur. Uyuşmazlık bir tüketici işleminden doğuyorsa tüketici mahkemesi görevlidir.
- Yetkili mahkeme
Taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir: taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalarda yetki bu yere aittir. Dava birden fazla taşınmaza ilişkinse, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde diğerleri hakkında da açılabilir. Devletin tapu sicilinin tutulmasından doğan sorumluluğuna ilişkin tazminat davası ise tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Dayanak: HMK m. 12/1, m. 12/3; TMK m. 1007/3
- Dava şartı
Dava şartı arabuluculuk kural olarak yoktur: 6325 sayılı Kanun m. 18/B/1 dava şartı arabuluculuğu kira ilişkisinden, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasından ve ortaklığın giderilmesinden, Kat Mülkiyeti Kanunu'ndan ve komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar için öngörür; tapu iptali ve tescil bu listede yoktur ve taraflar arabulucuya başvurmakta serbesttir. Tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda arabuluculuk kural olarak dava şartıdır; ancak tüketici işlemi niteliğinde olup taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar bu şartın dışındadır. Ticari davalardaki dava şartı ise konusu bir miktar para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarını kapsar.
Dayanak: 6325 sayılı Kanun m. 3/1, m. 18/B/1; 6502 sayılı Kanun m. 73/A/1-d; TTK m. 5/A/1
- Süre ve zamanaşımı
Kanunda tapu iptali ve tescil davası için genel bir süre yoktur: sicilin düzeltilmesi davasını düzenleyen TMK m. 1025/1 bir süre öngörmez; süre dayanılan sebebe göre değişir. Hata, aldatma veya korkutma sebebiyle sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmez veya verdiğini geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır. Kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Vekâletin kötüye kullanılmasına ve ehliyetsizliğe dayanan davaların süreye bağlı olmadığı kanundan değil 1. Hukuk Dairesi kararlarından gelir; sahteciliğe dayanan davaların da her zaman açılabileceği Hukuk Genel Kurulu'nun bir kararında anılmıştır. Ayrıntısı aşağıdaki süre bölümündedir.
Dayanak: TBK m. 39/1; 3402 sayılı Kanun m. 12/3; TMK m. 1025/1
- Yargılama usulü
Yazılı yargılama usulü: tapu iptali ve tescil davası HMK m. 316/1'de basit yargılama usulüne bağlanan dava ve işler arasında sayılmaz. Dava tüketici mahkemesinde görülüyorsa HMK'nın Altıncı Kısım hükümlerine, yani basit yargılama usulüne göre yürütülür. Dava sırasında istenen ihtiyati tedbir gibi geçici hukuki koruma talepleri de basit yargılama usulüne tabidir.
- Harç
Nispi harç: yargı harçları değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden alınır ve tescil ile tapu kaydı iptali gibi taşınmazın aynına ilişkin davalarda harca esas değer taşınmazın değeridir. Ecrimisil veya tazminat da istenirse harç, taşınmazın değeri ile istenen tutar üzerinden alınır. Değer tayini mümkün olan hâllerde dava dilekçesinde değer gösterilmesi zorunludur; yargılama sırasında belirlenen değer dilekçede bildirilenden fazlaysa noksan harç tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz. Dava tüketici mahkemesinde tüketici tarafından açılıyorsa Harçlar Kanunu'nda düzenlenen harçlardan muaftır; muafiyet Bakanlık, tüketiciler ve tüketici örgütlerinin açtığı davalarla sınırlıdır.
Dayanak: Harçlar Kanunu m. 15, m. 16, m. 30; 6502 sayılı Kanun m. 73/2
- Kanun yolu
Nihai karara karşı istinaf; m. 341/2'deki parasal sınırı geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Bölge adliye mahkemesinin kararı, m. 362/1-a'daki temyiz sınırını geçmeyen davalarda kural olarak temyiz edilemez. Bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu kısmen veya tamamen kabul edip yeniden esas hakkında karar vermişse, kabul edilen ya da reddedilen kısım m. 341/2'deki sınırın üzerindeyse karar temyiz edilebilir (m. 362/3, 7589 sayılı Kanunla eklendi); temyiz sınırının altında kalan bu kararlarda iki karar arasındaki fark m. 341/2'deki sınırı geçmiyorsa ya da karar yalnız yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkinse temyiz yolu kapalıdır. Parasal sınırlar her takvim yılı başında yeniden değerleme oranında artırılır; davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.
Dayanak: HMK m. 341/1-a, m. 341/2, m. 362/1-a, m. 362/3, ek m. 1
Tapu iptali ve tescil davası nedir; Türk Medeni Kanunu m. 1024 ve m. 1025 yolsuz tescili nasıl tanımlar?
Tapu iptali ve tescil davası, tapu sicilindeki bir kaydın gerçek hak durumunu yansıtmadığını ileri süren kişinin o kaydın iptalini ve taşınmazın gerçek hak sahibi adına tescilini istediği davadır. Kanundaki adı sicilin düzeltilmesi davasıdır: TMK m. 1025/1'e göre bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.
Tescilin önemi TMK m. 1022/1'den gelir: aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır. Hangi tescilin yolsuz olduğunu m. 1024/2 söyler: bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur. Yolsuz tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir (m. 1024/3).
Hukuk Genel Kurulu'na göre tapulu bir taşınmazın mülkiyeti sebebe bağlı bir işlemle kazanılır; muvazaa nedeniyle geçersiz bir sözleşmeye dayanılarak yapılan temlik yolsuz tescil hükmündedir ve tapu kaydının TMK m. 1025'e göre iptali gerekir. Kurul'a göre bu kuralın istisnalarından biri, tapu sicilindeki kayda iyiniyetle güvenerek aynî hak kazanan kişinin kazanımının korunmasıdır. (Yargıtay HGK, E. 2023/388)1 1. Hukuk Dairesi de bir kararının ilgili hukuk bölümünde bu hükümlerden tapunun illilik ilkesini çıkarmıştır: aynî haklar tapu siciline tescil ile doğar, tescilin hukuki sonuç doğurabilmesi için geçerli bir hukuki sebebinin bulunması zorunludur ve oluşan sicilin hukuken geçerli bir sebebi yoksa tescil yolsuz tescil niteliği taşır ve sicilin iptali gerekir. (Yargıtay 1. HD, E. 2022/3012)2
Bu rehber tapu iptalinin ortak çerçevesini anlatır: yolsuz tescil, iyi niyetli üçüncü kişinin korunması ve usul. Tapu iptaline götüren şu dört konu ayrı davalardır ve burada yalnız adıyla anılır: 1) mirasbırakanın mirasçılardan mal kaçırmak için yaptığı devirler (muris muvazaası), 2) canlılar arasındaki danışıklı işlemler (muvazaa), 3) taşınmaz satış vaadine dayanan tescil istemi, 4) tapusuz bir yerin zilyetlikle tescili. Alacaklının borçlunun yaptığı devri iptal ettirmesi (tasarrufun iptali) ve sahteciliğin ceza hukuku yönü de bu rehberin konusu değildir.
Tapu iptali hangi sebeplere dayanır: ehliyetsizlik, sahte vekâletname, hata, hile ve korkutma
Tapu iptali davası tek bir sebebe bağlı değildir; hangi sebebe dayanıldığını davacının dava dilekçesinde anlattığı olaylar belirler. Hukuk Genel Kurulu'na göre davanın dayandığı maddi vakıaları bildirmek ve açıklamak davacıya, hukuki nitelendirmeyi yapmak hâkime aittir; davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalar davanın temelidir ve davanın hukuki niteliği bu vakıalara göre belirlenir. (Yargıtay HGK, E. 2022/859)3 Aynı kararda Kurul, dilekçede yalnız ehliyetsizliğe dayanan davacının muvazaa ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığına ilişkin iddialarını ilk kez istinaf ve temyiz aşamasında ileri sürmesini iddianın genişletilmesi yasağı nedeniyle dinlenemez saymıştır.3 Karar oy çokluğuyla verilmiş ve davanın açıldığı ve ön incelemenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan HMK m. 141 metni uygulanmıştır; bu metin, ön inceleme aşamasında karşı tarafın açık muvafakatiyle iddianın genişletilmesine izin veriyordu.3 Bugünkü HMK m. 141/1'e göre (7251 sayılı Kanunla değişik) taraflar iddialarını cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle serbestçe genişletebilir; dilekçelerin karşılıklı verilmesinden sonra iddia genişletilemez yahut değiştirilemez. Islah ve karşı tarafın açık muvafakati hükümleri ise saklıdır (m. 141/2).
Birden fazla sebebe birlikte dayanmak mümkündür. 1. Hukuk Dairesi'nin incelediği bir davada uyuşmazlık ehliyetsizlik, sahtecilik ve vekâlet görevinin kötüye kullanılması sebeplerinin birlikte ileri sürüldüğü tapu iptali ve tescil istemi olarak nitelendirilmiştir.2 Vekâletnamenin hile ile alındığı ve kötüye kullanıldığı birlikte ileri sürülen ve ön inceleme duruşmasında vekâletin kötüye kullanılıp kullanılmadığının tartışılacağı tespit edilen bir davada ise Daire, tahkikatın vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedeni üzerinde durularak yürütülmesi gerektiğini belirtmiş ve davayı yalnız hile davası sayıp bir yıllık süre geçtiği gerekçesiyle reddeden ilk derece kararını bozmuştur. (Yargıtay 1. HD, E. 2023/3676)4
Ehliyetsizlik: TMK m. 15'e göre kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin fiilleri hukukî sonuç doğurmaz. 1. Hukuk Dairesi, esasa girdiği bir bozma kararında ehliyetsiz mirasbırakandan ilk ele yapılan temlikin ehliyetsizlik nedeniyle geçersiz olduğunda kuşku bulunmadığını belirtmiştir. (Yargıtay 1. HD, E. 2016/13869)5 Daire bir onama kararının ilgili hukuk bölümünde de ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin yaptığı işlemlerde karşı tarafın iyiniyetli olmasının o işlemi geçerli kılmadığını ve bu ilkenin 11.06.1941 tarihli, 4/21 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiğini, ayırt etme gücü nispi bir kavram olduğundan bu konuda en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiğini belirtmiştir. (Yargıtay 1. HD, E. 2022/777)6 Bu onama kararında Daire, somut olay yönünden bölge adliye mahkemesinin gerekçesini yerinde bulmakla yetinmiştir. Rapor zorunluluğu Daire'nin bozma kararlarında da vardır: Daire, ehliyetsizlik iddiasının esasına girilmeden verilen bir usulden ret kararını, mirasbırakanın temlik tarihinde hukuki işlem ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiği gerekçesiyle bozmuştur. (Yargıtay 1. HD, E. 2023/5536)7
Sahte vekâletname veya sahte belge: 1. Hukuk Dairesi, sahte vekâletname ile taşınmazı edinen ilk el konumundaki davalının iyiniyet savunmasında bulunamayacağını belirtmiştir. (Yargıtay 1. HD, E. 2023/971)8 Sonraki malikin durumu ise tapu siciline güven kuralına göre ayrıca değerlendirilir (aşağıdaki iyi niyet bölümü).
Hata, hile ve korkutma: Sözleşme kurulurken esaslı yanılmaya düşen taraf sözleşme ile bağlı olmaz (TBK m. 30). Taraflardan biri diğerinin aldatması sonucu bir sözleşme yapmışsa, yanılması esaslı olmasa bile sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 36/1); diğerinin veya üçüncü bir kişinin korkutması sonucu sözleşme yapan taraf da sözleşmeyle bağlı değildir (TBK m. 37/1). Bu sebeplerde süre kısadır: TBK m. 39/1'e göre taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse sözleşmeyi onamış sayılır. Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması tazminat hakkını ortadan kaldırmaz (m. 39/2).
Vekâletin kötüye kullanılması ayrı şartlara bağlıdır ve bir sonraki bölümde anlatılır.
Vekâletin kötüye kullanılmasına dayanan tapu iptali davasının şartları nelerdir (TBK m. 506)?
TBK m. 506/2'ye göre vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. 1. Hukuk Dairesi kararlarında bu hükümden şu sonuç çıkarılır: vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır ve sözleşmede vekâletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa bile bu yükümlülük daima mevcuttur. (Yargıtay 1. HD, E. 2025/3724)94
Geniş yetki vekili korumaz. Daire'ye göre malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı ederek makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez.942
Kötüye kullanmanın tek başına yetmediği yer, vekille sözleşme yapan üçüncü kişidir. Daire'ye göre bu kişi TMK m. 3 anlamında iyi niyetliyse, yani vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekille yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar; kötüye kullanma bu durumda vekil ile vekil eden arasında bir iç sorun olarak kalır.94 Buna karşılık üçüncü kişi vekille çıkar ve işbirliği içindeyse ya da vekilin görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşmeyle bağlı sayılmaması TMK m. 2'deki dürüstlük kuralının doğal sonucudur ve bu hüküm hâkim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulur.94
Bu çerçevede 1. Hukuk Dairesi vekâlet görevinin kötüye kullanılması davalarında iki soruyu ayrı ayrı sorar: 1) vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etmiş mi, 2) vekille işlem yapan üçüncü kişi vekille çıkar ve işbirliği içinde mi, vekilin görevini kötüye kullandığını biliyor mu.9
Bu iki sorunun birlikte cevaplandığı 2025 tarihli bir bozma kararında vekil, taşınmazı kardeşine 160.000 TL bedelle devretmişti; keşifte belirlenen temlik tarihindeki değer 320.000 TL idi. Bölge adliye mahkemesi tapu iptali istemini reddedip yalnız bedele hükmetmişti. Daire, davalıların kardeş olduklarını, el ve işbirliği içinde hareket ederek davacıyı zararlandırdıklarını ve bedeller arasında fahiş fark bulunduğunu gözeterek tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilmesi gerektiğini belirtmiş ve kararı bozmuştur.9
Vekâletin geçerliliği ayrı bir sorudur. 1. Hukuk Dairesi, 07.12.1940 tarihli, 20/87 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına dayanarak taraflarca kararlaştırılmışsa temsil yetkisinin vekil edenin ölümünden sonra da devam edeceğini belirtmiş; vekâletnamede ölüm hâlinde de geçerli olacağı yazılı olan bir olayda bu vekâletnameyle yapılan devrin geçerli olduğunu ve yolsuz tescil oluşturmayacağını kabul ederek, davayı kabul eden bölge adliye mahkemesi kararını bozmuştur. (Yargıtay 1. HD, E. 2024/1339)10 Bu dosyada vekâletname 1962'de verilmiş, devir 1994'te yapılmıştır; olay mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ve 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemindedir, Daire bugünkü TBK m. 504-506'yı andı.10
Mirasbırakanın işlemine dayanan davalarda mirasçıların birlikte hareketi önemlidir. TMK m. 640/2'ye göre mirasçılar terekeye elbirliğiyle sahip olurlar ve terekeye ait bütün haklar üzerinde birlikte tasarruf ederler; mirasçılardan birinin istemi üzerine sulh mahkemesi miras ortaklığına paylaşmaya kadar bir temsilci atayabilir (m. 640/3) ve mirasçılardan her biri terekedeki hakların korunmasını isteyebilir (m. 640/4). Yargıtay'ın incelediği bu tür dosyalarda terekeye temsilci atandığı görülmektedir.106 Ehliyetsizlik iddiası yönünden 1. Hukuk Dairesi'ne göre mirasbırakanın ehliyetsizliği iddiasıyla üçüncü kişilere karşı açılan tapu iptali ve tescil davasını terekeyi temsil eden tüm mirasçılar birlikte açmalıdır; mirasçılardan biri terekeye iade şeklinde dava açarsa tüm mirasçıların muvafakati sağlanmalı, aksi hâlde tereke atanacak temsilci aracılığıyla temsil edilmelidir. Bir mirasçının mirasçı olmayan kişiye karşı miras payı oranında açtığı dava dinlenmez; mirasçıların birbirine karşı açtığı davalarda bu kural uygulanmaz. (Yargıtay 1. HD, E. 2019/322)11
Tapu siciline güvenen iyi niyetli üçüncü kişi korunur mu (TMK m. 1023 ve m. 1024)?
Kanunun temel kuralı TMK m. 1023'tedir: tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. Kural iki yönden sınırlıdır: yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz (m. 1024/1), sicilin düzeltilmesi davasında da iyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır (m. 1025/2).
Hukuk Genel Kurulu'na göre tapu siciline güven ilkesi, tapuda yer alan bir kayda iyiniyetle güvenerek aynî hak kazanan kişilerin, bu kayıt gerçek hak durumuna uygun olmasa bile kazanılan aynî hakkın geçerli olarak hükümlerini doğurması demektir. (Yargıtay HGK, E. 2024/1)12 Yükleniciden harici satışla bağımsız bölüm alan kişinin tescil talebine ilişkin aynı davada Kurul, dava açılmadan ya da tescil kararı verilmeden önce taşınmaz mülkiyeti üçüncü bir kişiye devredilmişse, iktisapta bulunan kişi tapu kaydına iyiniyetle dayanarak hak kazanmışsa bu kazanımın TMK m. 1023'e göre korunacağını ve tescil talebinin dayanaksız kalacağını belirtmiş; tapu siciline şerh verilmediği için hukuken güçlendirilmeyen şahsi hakkın kural olarak ayni hak sahiplerine karşı ileri sürülemeyeceğini de eklemiş; satış işlemi muvazaalıysa ya da şahsi hak sahibinin zararına bilerek yapılmışsa bu hakkın ayni hak sahibine karşı da ileri sürülebileceğini belirtmiştir.12
Kötü niyetin ölçütünü Hukuk Genel Kurulu şöyle koyar: davalının dayandığı tescilin kötüniyetli olduğunu ve taraflar arasındaki uyuşmazlığı genel hayat tecrübelerine ve hayatın doğal akışına göre bilip bilmediği veya normal görünüşlü bir insanın sarf etmesi gereken dikkati sarf etseydi yolsuzluğu ve uyuşmazlığı bilecek durumda olup olmadığı araştırılmalıdır.1 Kurul'a göre makul bir insanın göstereceği özenle herkes tarafından bilinebilecek bir gerçeği görmeyen ve tedbirli bir insanın şüphelenebileceği bir durumu dikkate almayarak ihmalkâr davranan kişi iyiniyetli sayılamaz; son alıcının durumu hayatın olağan akışı gereği bilmesini gerektiriyorsa onun iyiniyetli sayılması mümkün değildir ve iyiniyet muteber bir hukuki sebebin yerini alamaz.1 TMK m. 3/2'ye göre de durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz; 2025 tarihli bir başka Kurul kararı, TMK m. 1023'teki iyi niyetin bu hükümdeki sübjektif iyi niyet olduğunu belirtmiştir.12 Her iki karar da oy çokluğuyla verilmiştir.
İyi niyet korumasının kapsamadığı kişiler de vardır. Sahte vekâletname ile taşınmazı edinen ilk el iyiniyet savunmasında bulunamaz.8 Ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin yaptığı işlemde karşı tarafın iyiniyetli olması işlemi geçerli kılmaz.6 Bu kural ehliyetsizle işlem yapan ilk el içindir; 1. Hukuk Dairesi'ne göre taşınmazı ondan iyi niyetle edinen sonraki malikin kazanımı korunur.5 Vekille çıkar ve işbirliği içinde olan üçüncü kişi de vekâletin kötüye kullanılmasına karşı korunmaz.9
Kötü niyet mahkemece kendiliğinden dikkate alınır. 1. Hukuk Dairesi bir onama kararının ilgili hukuk bölümünde, kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden nazara alınacağı ilkelerinin 08.11.1991 tarihli bir İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edildiğini belirtmektedir.6
İyi niyet koruması sonraki malik için gerçek bir korumadır. 1. Hukuk Dairesi, sahte vekâletnameyle yapılan satıştan yaklaşık altı ay sonra taşınmazı satın alan ikinci el malik yönünden, taşınmazı ediniminde kötüniyetli olduğuna dair bir delilin dosyaya sunulamadığını, tanık beyanlarından taşınmazın bedeli karşılığında alındığının ve edinimden sonra taşınmaza çeşitli tadilatlar yaptırıldığının anlaşıldığını belirterek bu malikin ve mirasçılarının TMK m. 1023'ün koruyuculuğundan yararlanması gerektiğini kabul etmiş ve ikinci el yönünden tapu iptali ve tescil talebinin reddi gerektiği gerekçesiyle kararı bozmuştur.8
Tapu iptali davasında ispat yükü kimdedir ve Yargıtay kötü niyeti hangi olgularla kabul etmiştir?
HMK m. 190/1'e göre ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. 1. Hukuk Dairesi, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı davanın niteliği gereği ispat külfetinin davacıda bulunduğunu belirtmiş; davacıların iddialarını HMK m. 190 ve TMK m. 6 uyarınca kanıtlayamadığı, temlikin vekil edenin iradesine uygun olduğu bir olayda davanın reddi gerektiği gerekçesiyle kabul kararını bozmuştur.10
İyi niyet karinedir. TMK m. 3/1'e göre kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda asıl olan iyiniyetin varlığıdır. Hukuk Genel Kurulu buna dayanarak, iyiniyetin varlığı kanun tarafından öngörülen bir karine olduğundan, tapu siciline güvenerek iyiniyetle hak kazandığını savunan kişi aleyhine açılan davalarda davalının iyiniyetli olmadığını iddia eden davacının bunu ispat etmesi gerektiğini belirtmiştir.12
Kötü niyetin ispatı çoğu zaman olgulardan çıkarılır. Hukuk Genel Kurulu'na göre davacı, hayatın olağan akışına göre normal görünüşlü bir insanın sarf etmesi gereken dikkati sarf ederek yapacağı küçük bir araştırmayla üçüncü kişinin taşınmazın gerçek sahibini öğrenmesinin mümkün olduğunu, taşınmazı devreden kişi ile aynî hak kazanan kişinin yakın akraba veya yakın ilişki içinde olduklarını ya da taşınmazın kısa sürelerle veya düşük bedelle el değiştirdiğini iddia ve ispat ederek üçüncü kişinin iyiniyet iddiasını çürütebilir.12 Aynı kararda Kurul, bir konut satın alınırken bağımsız bölümün fiilen görülmeyerek yalnız tapuda işlem yapılarak alınmasını hayatın olağan akışına aykırı bulmuştur.12 Hukuk Genel Kurulu 2020 tarihli bir kararında da, uygulamada bazı durumlarda kötü niyetin kendiliğinden sabit sayıldığını ve TMK m. 1023'e dayanmak isteyenin iyi niyetli olduğunu ispat etmesi gerektiğinin kabul edildiğini aktarmıştır: taşınmazın süratle ve düşük bedelle bir üçüncü kişiye satıldığı ya da alıcı ile satıcı arasında akrabalık, iş arkadaşlığı veya komşuluk gibi bir ilişki bulunduğu hâller. (Yargıtay HGK, E. 2020/136)13 Bu olgular her dosyada aynı sonucu doğurmamıştır; aşağıda anılan 1. Hukuk Dairesi kararında kısa süre ve değer farkı ikinci eli korumadan çıkarmaya yetmemiştir.8
2024 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararında son malikin iyiniyetli olmadığı şu olgulardan çıkarılmıştır: 1) tapudaki satış bedelinin (29.000 TL) ödendiği ispatlanamamış, bilirkişi raporunda bağımsız bölümün değeri 106.000 TL olarak belirlenmişti, 2) yeni malik devirden kısa süre sonra (devir 28.05.2010, vekâletname 11.06.2010) eski malike taşınmazı dilediği kişiye dilediği bedel ve koşullarda satma yetkisi veren vekâletname vermişti, 3) satıştan sonraki emlak vergisi ödemelerine ve kayıt malikinin mükellefiyet adresine ilişkin belgeler de Kurul'un değerlendirdiği olgular arasındaydı, 4) davacı taşınmazda hâlen oturuyordu.1 Kurul ayrıca diğer davalıların devrin muvazaalı olduğunu kabul eden beyanlarının kayıt maliki bakımından sonuç doğurmadığını, kayıt malikinin kötü niyetinin diğer delillerle ispatlandığını belirtmiştir.1
Daire düzeyinde de aynı olgular belirleyici olmuştur: 1. Hukuk Dairesi vekâletin kötüye kullanılmasına ilişkin bir davada davalıların kardeş olmasını, el ve işbirliği içinde hareket etmelerini ve bedeller arasındaki fahiş farkı birlikte değerlendirerek tapu iptali ve tescil isteminin kabulü gerektiğini belirtmiştir.9 Buna karşılık kötü niyete dair somut delil sunulamayan ve taşınmazı bedel ödeyerek alıp üzerinde tadilat yaptıran ikinci el malik korunmuştur.8 Bu dosyada bölge adliye mahkemesi, iki satış arasındaki kısa süreyi ve değerler arasındaki farkı ikinci elin kötü niyetinin göstergesi saymıştı; Daire ise kötü niyete dair delil sunulamadığını belirterek ikinci eli TMK m. 1023 ile korumuştur.8
Ehliyetsizlik iddiasında ispatın ağırlık merkezi tıbbi rapordur. 1. Hukuk Dairesi bir onama kararının ilgili hukuk bölümünde, ehliyetsizliğin tespiti için tanıklardan açıklayıcı ve somut bilgiler alınmasını, varsa doktor raporları, hasta gözlem kâğıtları ve film grafilerinin eksiksiz getirtilmesini zorunlu saymış; ayırt etme gücünün nispi bir kavram olması nedeniyle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınmasını gerekli görmüştür.6 Daire, bu rapor alınmadan verilen bir kararı da bozmuştur.7
Tapu iptal davası hangi sürede açılır; zamanaşımı ve hak düşürücü süre var mı?
Sicilin düzeltilmesi davasını düzenleyen TMK m. 1025/1 bir süre öngörmez. Süre sorunu dayanılan sebebe göre ortaya çıkar. Hata, aldatma ve korkutmada TBK m. 39/1'deki bir yıllık süre uygulanır; süre yanılma veya aldatmanın öğrenildiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlar.
Vekâletin kötüye kullanılmasında ise süre aranmaz. 1. Hukuk Dairesi, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedenine dayalı olarak açılan davanın herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmadığını belirtmiştir.4 Hukuk Genel Kurulu da kadastroya ilişkin bir kararında muris muvazaası, sahtecilik ve vekâletin kötüye kullanılması iddiasına dayalı davaların herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman açılabileceğini tartışmasız olarak anmış, uyuşmazlığı ise kadastro öncesi sebepler yönünden çözmüştür. (Yargıtay HGK, E. 2011/295)14
Kadastro bu kuralın istisnasıdır. 3402 sayılı Kadastro Kanunu m. 12/3'e göre kadastro tutanaklarında belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere ait tutanakların kesinleştiği tarihten itibaren on yıl geçtikten sonra, kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak itiraz olunamaz ve dava açılamaz. Hukuk Genel Kurulu, süresiz sayılan sebepler kadastro tespitinden önce ise ve on yıllık hak düşürücü süre geçmişse bunlara ilişkin itiraz ve davaların da dinlenemeyeceğini belirtmiştir.14 Bu karar oy çokluğuyla verilmiştir; kararda anılan ve 2009'da maddeye eklenen cümle, madde metnindeki nota göre Anayasa Mahkemesi'nin 12/5/2011 tarihli, E. 2009/31, K. 2011/77 sayılı kararıyla iptal edilmiştir, üçüncü fıkranın on yıllık süreye ilişkin ilk cümlesi yürürlüktedir.
Sebeplerin nitelendirilmesi süreyi doğrudan etkiler. Vekâletnamenin hile ile alındığı ve kötüye kullanıldığı ileri sürülen ve ön inceleme duruşmasında vekâletin kötüye kullanılıp kullanılmadığının tartışılacağı tespit edilen bir davada ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi davayı hile davası sayıp bir yıllık süre geçtiği gerekçesiyle reddetmişti; 1. Hukuk Dairesi, davanın vekâletin kötüye kullanılması hukuki nedeniyle incelenmesi ve bu davanın süreye bağlı olmadığının gözetilmesi gerektiğini belirterek her iki kararı ortadan kaldırmıştır.4
Ehliyetsizlikte de süre aranmaz: 1. Hukuk Dairesi, esasa girdiği bir bozma kararında ehliyetsizlik hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil davalarının zamanaşımı ya da hak düşürücü süreye tabi olmadığını belirtmiş ve davayı on yıllık hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle reddeden kararı bozmuştur.5 Devletin tapu sicilinden doğan sorumluluğuna ilişkin tazminat davasındaki süre ise ayrı bir konudur ve son bölümde anlatılır.
Tapu iptal davası hangi mahkemede ve hangi harçla açılır; ihtiyati tedbir ve tapuya şerh nasıl işler?
Görevli mahkeme kural olarak asliye hukuk mahkemesidir: HMK m. 2/1'e göre dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. Uyuşmazlık tüketici işleminden doğuyorsa 6502 sayılı Kanun m. 73/1'e göre tüketici mahkemesi görevlidir; bu rehberde anılan iki Hukuk Genel Kurulu kararında dava, yükleniciden konut satın alan kişinin açtığı tapu iptali ve tescil davası olarak asliye hukuk mahkemesinde tüketici mahkemesi sıfatıyla görülmüştür.112
Yetki kesindir: HMK m. 12/1'e göre taşınmaz üzerindeki ayni hakka ilişkin veya ayni hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalarda taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir; dava birden fazla taşınmaza ilişkinse taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde diğerleri hakkında da açılabilir (m. 12/3).
Davanın tarafları ve birlikte istenecek talepler de önemlidir. 1. Hukuk Dairesi'nin incelediği sahte vekâletname davasında dava ilk ele ve son kayıt maliklerine birlikte açılmış, Daire iki el yönünden ayrı sonuca varmıştır.8 Hukuk Genel Kurulu, diğer davalıların devrin muvazaalı olduğunu kabul eden beyanlarının kayıt maliki bakımından sonuç doğurmadığını belirtmiştir.1 1. Hukuk Dairesi, tapu iptali ve tescil talebi ile bedel ve tazminat talepleri arasında hukuki ve fiili irtibat bulunduğundan bu davaların birlikte görülmesinin zorunlu olduğunu ve ayrılmasının isabetli olmadığını belirtmiştir.8 Tapu iptali mümkün olmazsa bedel veya tazminat istenmesi terditli (kademeli) bir istemdir; bu rehberde anılan dosyalardan ikisinde dava bu biçimde açılmıştır.912
Harç nispidir. Harçlar Kanunu m. 16/1'e göre müdahalenin men'i, tescil ve tapu kayıt iptali gibi gayrimenkulün aynına ilişkin davalarda gayrimenkulün değeri esas alınır; ecrimisil ve tazminat da istenirse harç, gayrimenkulün değeri ile istenen tazminat ve ecrimisil tutarı üzerinden alınır (m. 16/2). Değer tayini mümkün olan hâllerde dava dilekçesinde değer gösterilmesi zorunludur; gösterilmemişse davacıya tespit ettirilir, tespitten kaçınılırsa dilekçe işleme konmaz (m. 16/3). Yargılama sırasında belirlenen değer dilekçede bildirilenden fazla çıkarsa m. 30'a göre yalnız o celse için yargılamaya devam olunur ve noksan değer üzerinden harç tamamlanmadıkça davaya devam olunmaz.
Dava sürerken taşınmazın el değiştirmesi davayı güçleştirebilir; bunun için iki araç vardır. HMK m. 389/1'e göre mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden endişe edilmesi hâllerinde uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. TMK m. 1010'a göre çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararlarına dayanan tasarruf yetkisi kısıtlamaları tapu kütüğüne şerh verilebilir ve şerh verilmekle taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.
Kanun yolu genel kurallara bağlıdır: nihai karara karşı istinaf yoluna başvurulabilir (HMK m. 341/1-a); m. 341/2'deki parasal sınırı geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir. Bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz, m. 362/1-a'daki sınır ve 31/7/2026'dan beri m. 362/3'teki kural çerçevesinde açıktır.
Tapu iptal davası ne kadar sürer; süreyi hangi adımlar uzatır?
Kanunda tapu iptal davasının ne kadar süreceğine ilişkin bir süre yoktur ve bu rehberde incelenen Yargıtay kararları da bir ortalama vermez. Kararlardan çıkan şey, yargılamayı uzatan zorunlu adımlardır: 1) ehliyetsizlik iddiasında 1. Hukuk Dairesi'nin gerekli gördüğü Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulu raporu,67 2) taşınmazın değerinin belirlenmesi ve bu değer dilekçedekinden fazla çıkarsa Harçlar Kanunu m. 30 uyarınca noksan harcın tamamlanması, 3) yargılama sırasında ölen tarafın mirasçılarının belirlenmesi: 1. Hukuk Dairesi, veraset ilamları arasında çelişki bulunan bir dosyada davacı tarafa hasımlı veraset ilamı alınması için süre verilmeden hüküm kurulmasını bozma sebebi yapmıştır,2 4) birbirine bağlı tapu iptali ve bedel taleplerinin birlikte görülmesi zorunluluğu,8 5) istinaf ve temyiz aşamaları.
Dosyalardaki tarihler bu adımların etkisini gösterir, ama tek bir dosyadan genel bir süre çıkarılamaz. 2024 tarihli Hukuk Genel Kurulu kararına konu davada ilk derece mahkemesinin birinci kararı 2013 yılında verilmiş, Yargıtay'ın üç bozma kararından ve mahkemenin direnme kararından sonra uyuşmazlık 2024'te Kurul tarafından karara bağlanmıştır.1 1. Hukuk Dairesi'nin 2023 tarihli kararına konu dosyada ise mahkemenin ilk kararı 1997 tarihlidir; dava iki bozmadan sonra 2023'te bir kez daha bozulmuştur.2
Süreyi etkileyen bir başka unsur hukuki nitelendirmedir. 1. Hukuk Dairesi, vekâletin kötüye kullanılması da ileri sürülmüş ve ön inceleme duruşmasında bu konunun tartışılacağı tespit edilmişken davayı yalnız hile davası sayıp süreden reddeden kararı hukuki nitelendirmede yanılgı gerekçesiyle bozmuş ve dosyayı yeniden inceleme için ilk derece mahkemesine göndermiştir.4
Tapu kaydı iptal edilen malik Devletten hangi şartlarla tazminat isteyebilir (TMK m. 1007)?
TMK m. 1007/1'e göre tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur; Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder (m. 1007/2) ve Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür (m. 1007/3). Bu dava tapu iptali davasından ayrı bir tazminat davasıdır.
Hukuk Genel Kurulu'na göre bu madde ile kanun koyucu, bizzat Devlet eliyle tutulan tapu sicilindeki kayıtların doğruluğuna güvenen kişilerin bu güven yüzünden uğradığı zararlardan Devletin sorumlu olduğunu kabul etmiştir; bu sorumluluk kusursuz sorumluluk türünün özel görünümlerinden biridir ve tapu siciline bağlı çıkarların ve aynî hakların yanlış tescil sonucu değişmesi ya da yitirilmesi temeline dayanır. (Yargıtay HGK, E. 2024/270)15 5. Hukuk Dairesi de bu sorumluluğun asıl ve nesnel bir sorumluluk olduğunu ve zarara uğrayanın zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebileceğini belirtmekte; Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 tarihli kararına atıfla zarar görenlerin Hazine aleyhine adli yargıda dava açabileceklerini hatırlatmaktadır. (Yargıtay 5. HD, E. 2023/11462)16 Sorumluluğun şartları da vardır. Hukuk Genel Kurulu'na göre Devletin sorumluluğundan söz edebilmek için tapu sicilinin tutulmasında sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işlemi ile zararlı sonuç arasında nedensellik bağı bulunmalıdır; eylemin kusura dayanıp dayanmaması önem taşımaz. (Yargıtay HGK, E. 2017/2384)17 Tazminat isteyen alıcının iyi niyeti de aranır. Hukuk Genel Kurulu'na göre yolsuz kayda dayanarak aynî hak kazanan üçüncü kişi tescilin yolsuzluğunu bilmemeli ve bilebilecek durumda olmamalıdır; Kurul, alıcı şirketin ortaklarından birinin aynı zamanda kayıt maliki mirasçılarının vekili olduğu bir dosyada yolsuz tescilin bilinmemesine olanak bulunmadığını ve iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceğini belirtmiş, TMK m. 1007'ye dayanan davanın reddini öngören Özel Daire bozmasını benimseyerek direnme kararını bozmuştur.13 Bu karar oy çokluğuyla verilmiştir.
Tazmin edilecek zarar, tapu kaydının iptali nedeniyle tapu malikinin mal varlığında meydana gelen azalmadır. Hukuk Genel Kurulu, zararın hangi yönteme göre belirleneceğine ilişkin TMK m. 1007'de hüküm bulunmadığından değerin 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu m. 11'deki yönteme göre (arazide net gelir, arsada emsal karşılaştırması) tespit edileceğini ve değerlendirme tarihi olarak gerçek zararın oluştuğu tarih olan tapu iptali kararının kesinleşme tarihinin esas alınması gerektiğini belirtmiştir.15 Bu karar oy çokluğuyla verilmiştir.
TBK m. 146'ya göre kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir. 5. Hukuk Dairesi buna dayanarak, TMK m. 1007'den kaynaklanan tazminat davalarında mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerektiğini belirtmiştir.16 Daire, Hukuk Genel Kurulu'nun 18.11.2009 tarihli kararından önce zamanaşımı dolmuş olanlar için makul süre içinde dava açılması gerektiğini de belirtmiştir.16 Hukuk Genel Kurulu da TMK m. 1007'ye dayanılarak açılan davalar için ayrıca zamanaşımı süresi öngörülmediğinden on yıllık genel zamanaşımının uygulanacağını belirtmiş, süreyi tapu kaydının iptaline ilişkin kararın kesinleştiği tarihten saymıştır. Aynı kararda Kurul çoğunluğu, 18.11.2009 tarihli karardan dava tarihine kadar geçen yaklaşık 2 yıl 3 aylık sürenin makul sayılması gerektiği görüşünü benimsememiştir.17 Bu karar oy çokluğuyla verilmiştir; olay mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemindedir ve Kurul o Kanunun 125. maddesini (bugünkü TBK m. 146) uygulamıştır.
Tapu iptal davasında iyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı korunduğunda eski malikin elinde kalan yol çoğu zaman tazminattır: TMK m. 1025/2'ye göre iyiniyetli üçüncü kişilerin kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır. 1. Hukuk Dairesi, ikinci el malikin TMK m. 1023 ile korunduğu bir dosyada bedel ve tazminat taleplerine ilişkin davanın tapu iptali davasıyla yeniden birleştirilmesini ve bu talepler hakkında delillerin bir arada değerlendirilerek hüküm kurulmasını istemiştir.8
İlgili mevzuat
Madde 1024- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise, bunu bilen veya bilmesi gereken üçüncü kişi bu tescile dayanamaz.
Bağlayıcı olmayan bir hukukî işleme dayanan veya hukukî sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.
Böyle bir tescil yüzünden aynî hakkı zedelenen kimse, tescilin yolsuz olduğunu iyiniyetli olmayan üçüncü kişilere karşı doğrudan doğruya ileri sürebilir.
Kaynak: Türk Medeni Kanunu (4721)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 23 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 1025- Bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmiş veya bir tescil yolsuz olarak terkin olunmuş ya da değiştirilmiş ise, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kimse tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir.
İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır.
Kaynak: Türk Medeni Kanunu (4721)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 24 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 1023- Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka aynî hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur.
Kaynak: Türk Medeni Kanunu (4721)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 23 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 1022- Aynî haklar, kütüğe tescil ile doğar; sıralarını ve tarihlerini tescile göre alır.
Tescilin etkisi, kanunen öngörülen belgeler isteme eklenmiş veya geçici tescil hâlinde belgelerin uygun zamanda tamamlanmış olması koşuluyla yevmiye defterine yapılan kayıt tarihinden başlar.
Bir hakkın içeriği, tescilin sınırları içinde, dayandığı belgelere göre veya diğer herhangi bir yolla belirlenir.
Kaynak: Türk Medeni Kanunu (4721)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 24 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 3- Kanunun iyiniyete hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin varlığıdır.
Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında bulunamaz.
Kaynak: Türk Medeni Kanunu (4721)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 23 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
MADDE 506- Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.
Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür.
Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır.
Kaynak: Türk Borçlar Kanunu (6098)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 24 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
MADDE 39- Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.
Aldatma veya korkutmadan dolayı bağlayıcılığı olmayan bir sözleşmenin onanmış sayılması, tazminat hakkını ortadan kaldırmaz.
Kaynak: Türk Borçlar Kanunu (6098)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 23 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Madde 1007- Tapu sicilinin tutulmasından doğan bütün zararlardan Devlet sorumludur.
Devlet, zararın doğmasında kusuru bulunan görevlilere rücu eder.
Devletin sorumluluğuna ilişkin davalar, tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde görülür.
Kaynak: Türk Medeni Kanunu (4721)
Metin mevzuat.adalet.gov.tr'den 24 Eylül 2026 tarihinde alınmıştır.
Yargıtay kararları
Aşağıdaki özetler kararların kendi metnine dayanır; her kararın kaynaktaki sayfasına bağlantı verilmiştir.
1.Yolsuz tescil ve iyi niyetin ölçütü: bilen veya bilmesi gerekenYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2023/388 · K. 2024/270 ·
Harici satışla bağımsız bölüm alan davacı, bölümün tapuda üçüncü kişiye devrinin muvazaalı olduğunu ileri sürmüştü. Kurul, muvazaa nedeniyle geçersiz sözleşmeye dayanan temlikin yolsuz tescil hükmünde olduğunu ve TMK m. 1025'e göre iptali gerektiğini, bunun istisnasının iyiniyetle kazanılan hakkın korunması olduğunu belirtti. Genel hayat tecrübelerine göre yolsuzluğu bilen ya da normal dikkatle bilebilecek kişinin iyiniyetli sayılamayacağını, iyiniyetin muteber bir hukuki sebebin yerini alamayacağını açıkladı. Tapudaki bedelin ödendiğinin ispatlanamaması, bedelle bilirkişinin belirlediği değer arasındaki fark, devirden kısa süre sonra eski malike satış vekâleti verilmesi ve davacının taşınmazda oturmaya devam etmesi gibi olgular karşısında son malikin iyiniyetli olmadığına karar verdi. Karar oy çokluğuyla verildi.
Sonuç: Hayatın olağan akışı gereği yolsuzluğu bilmesi gereken son alıcı iyiniyetli sayılmaz; iyiniyet geçerli bir hukuki sebebin yerini tutmaz.
2.Birden çok sebebe dayanan tapu iptali; mirasçıların hasımlı veraset ilamıyla belirlenmesiYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2022/3012 · K. 2023/637 ·
Ehliyetsizlik, sahtecilik ve vekâlet görevinin kötüye kullanılması sebeplerine dayanan tapu iptali ve tescil davasıydı. Daire, ilgili hukuk bölümünde aynî hakların tescille doğduğunu ve tescilin hukuki sonuç doğurması için geçerli bir hukuki sebebin bulunmasının zorunlu olduğunu, bunun tapunun illilik ilkesinden kaynaklandığını ve geçerli sebebi olmayan sicilin iptali gerektiğini belirtti. Vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı gözetilerek verilen kabul kararında esas yönünden isabetsizlik görmedi; ancak yargılama sırasında ölen davacının mirasçıları çelişkili veraset ilamları nedeniyle hasımlı veraset ilamıyla belirlenmeden hüküm kurulduğu için kararı bozdu. Temlik 1989 tarihlidir, yani mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ve 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemindedir; Daire bugünkü TMK ve TBK hükümlerini andı. Temyiz incelemesi HMK geçici m. 3 yollamasıyla mülga HUMK hükümlerine göre yapılmıştır.
Sonuç: Veraset ilamları çelişkiliyse yargılamada ölen davacının mirasçıları hasımlı veraset ilamıyla belirlenmeden hüküm kurulamaz; vekâletin kötüye kullanılmasına dayanan kabul esastan yerinde bulundu.
3.Hukuki sebep dilekçedeki vakıalara göre belirlenir; iddianın genişletilmesiYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2022/859 · K. 2023/990 ·
Davacı dava dilekçesinde yalnız işlem tarihinde ehliyetsiz olduğuna dayanmış, Adli Tıp Kurumu raporu ehliyetli olduğunu göstermişti; vekâletin kötüye kullanıldığı ilk kez istinaf ve temyizde ileri sürülmüştü. Kurul, maddi vakıaları bildirmenin davacıya, nitelendirmenin hâkime ait olduğunu, dilekçede bildirilen vakıaların davanın temelini ve hukuki niteliğini belirlediğini açıkladı. İddianın genişletilmesi yasağı gereğince sonraki aşamalarda ileri sürülen muvazaa ve vekâletin kötüye kullanılması iddialarının dinlenemeyeceğini belirterek direnme kararını onadı. Karar oy çokluğuyla verildi; Kurul davanın açıldığı ve ön incelemenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan ve ön incelemede karşı tarafın açık muvafakatiyle genişletmeye izin veren HMK m. 141 metnini uyguladı. Bugünkü HMK m. 141/1 (7251 sayılı Kanunla değişik) serbest genişletmeyi cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleriyle sınırlar; ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati saklıdır (m. 141/2).
Sonuç: Tapu iptalinin sebebi dilekçede anlatılan olaylarla sınırlıdır; yeni sebep istinaf ve temyizde ileri sürülemez.
4.Vekâletin kötüye kullanılması süreye bağlı değildir; hukuki nitelendirmeYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2023/3676 · K. 2025/1833 ·
İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi, vekâletnamenin hile ile alındığı ve kötüye kullanıldığı ileri sürülen davayı hile davası sayıp bir yıllık süre geçtiği gerekçesiyle reddetmişti. Daire, iddianın içeriği ve ön inceleme tutanağındaki tespit karşısında tahkikatın vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki nedeni üzerinde yürütülmesi gerektiğini, bu nedene dayalı davanın herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye bağlı olmadığını belirterek bölge adliye mahkemesi kararını ortadan kaldırdı ve ilk derece kararını bozdu. Kararda vekilin sadakat ve özen borcu ile üçüncü kişinin iyi niyetine ilişkin ilkeler de yer alır.
Sonuç: Vekâletin kötüye kullanılmasına dayanan tapu iptali davası süreye bağlı değildir; dava hile davası sayılarak bir yıllık süreden reddedilemez.
5.Ehliyetsizliğe dayanan dava süresizdir; ilk elden iyi niyetle edinen korunurYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2016/13869 · K. 2020/114 ·
Mirasbırakan taşınmazını 2000'de satmış, taşınmaz 2005'te ikinci ele, 2014'te ilk elin oğluna geçmişti; Adli Tıp Kurumu raporu mirasbırakanın satış tarihinde fiil ehliyeti bulunmadığını göstermişti. Mahkeme davayı on yıllık hak düşürücü süre geçtiği gerekçesiyle reddetmişti. Daire, ehliyetsizliğe dayalı tapu iptali ve tescil davalarının zamanaşımı ya da hak düşürücü süreye tabi olmadığını, ilk ele yapılan temlikin geçersiz olduğunu, ancak taşınmazı ilk elden alan kişi iyi niyetliyse ediniminin korunacağını belirtti; ikinci elin iyi niyeti araştırılmadan hüküm kurulmasını doğru bulmayarak kararı bozdu. Temlik mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi dönemindedir, Daire bugünkü TMK m. 1023'ü andı; temyiz incelemesi HMK geçici m. 3 yollamasıyla mülga HUMK hükümlerine göre yapıldı.
Sonuç: Ehliyetsizliğe dayanan tapu iptali davası süreye bağlı değildir; ilk el korunmaz, ondan iyi niyetle edinen sonraki malik korunur.
6.Ehliyetsizlik: karşı tarafın iyi niyeti işlemi kurtarmaz; kötü niyet itirazdırYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2022/777 · K. 2022/3056 ·
Mirasbırakanın vekâletname verdiği tarihte fiil ehliyeti bulunmadığı Adli Tıp Kurumu raporuyla belirlenmiş ve taşınmazlar bu vekâletnameyle devredilmişti. Daire, İlgili Hukuk bölümünde ayırt etme gücü bulunmayan kimsenin işlemlerinde karşı tarafın iyiniyetinin işlemi geçerli kılmadığını (11.06.1941 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı), ayırt etme gücünün nispi olması nedeniyle Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiğini ve kötü niyet iddiasının itiraz olup mahkemece kendiliğinden gözetileceğini açıkladı. Somut değerlendirmesinde bölge adliye mahkemesinin gerekçesini yerinde bularak kabul kararını onadı.
Sonuç: Ehliyetsizin yaptığı işlemde karşı tarafın iyi niyeti sonucu değiştirmez; ehliyet Adli Tıp raporuyla belirlenir.
7.Ehliyetsizlik iddiasında Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulu raporuYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2023/5536 · K. 2024/3910 ·
Taşınmazın 2009'da ölünceye kadar bakma sözleşmesiyle oğullara devrinin ehliyetsizlik ve muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğu ileri sürülmüştü; yargılama sırasında davacı ile davalılardan biri ölmüş, mahkeme davayı usulden reddetmişti. Daire, dava tarihinde sağ olan kişinin yaptığı temlik için onun adına muris muvazaasına dayanılamayacağını, ancak tüm mirasçılar davada taraf olduğundan tereke temsilcisi atanmasına gerek bulunmadığını belirtti. Ehliyetsizlik iddiası yönünden işin esasına girilmesi ve mirasbırakanın temlik tarihinde hukuki işlem ehliyetinin bulunup bulunmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulundan rapor alınması gerektiği gerekçesiyle kararı bozdu. Temyiz incelemesi HMK geçici m. 3 yollamasıyla mülga HUMK hükümlerine göre yapıldı.
Sonuç: Ehliyetsizlik iddiasında temlik tarihindeki hukuki işlem ehliyeti Adli Tıp Kurumu Dördüncü İhtisas Kurulu raporuyla belirlenmelidir.
8.Sahte vekâletname: ilk el iyi niyet savunamaz, ikinci el korunabilirYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2023/971 · K. 2024/4752 ·
Taşınmaz sahte vekâletnameyle 1995'te ilk ele, yaklaşık altı ay sonra ikinci ele satılmıştı; ilk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi iki el yönünden de tapu iptaline karar vermişti. Daire, sahte vekâletnameyle taşınmazı edinen ilk elin iyiniyet savunmasında bulunamayacağını, ikinci el malikin kötüniyetli olduğuna dair delil sunulamadığını, taşınmazın bedeli karşılığında alınıp tadilat yaptırıldığını ve bu malikin TMK m. 1023'ün koruyuculuğundan yararlanması gerektiğini belirtti. Tapu iptali ile bedel ve tazminat taleplerinin aralarındaki irtibat nedeniyle birlikte görülmesi gerektiğini de açıklayarak kararları bozdu. Olay mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi döneminde gerçekleşmiş, Daire bugünkü TMK hükümlerini uygulamıştır.
Sonuç: Sahte belgeyle edinen ilk el korunmaz; kötü niyeti ispatlanmayan sonraki malik TMK m. 1023 ile korunur.
9.Vekâletin kötüye kullanılması: iki aşamalı ölçüt ve fahiş bedel farkıYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2025/3724 · K. 2025/4250 ·
Vekil, satış yetkisi verilen bağımsız bölümü kardeşine 160.000 TL bedelle devretmişti; keşifte belirlenen temlik tarihindeki değer 320.000 TL idi. Bölge adliye mahkemesi tapu iptali istemini reddedip bedele hükmetmişti. Daire, vekilin vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranma yükümlülüğünü, dilediği bedelle satış yetkisinin bile makul ölçüler dışında satış hakkı vermeyeceğini ve vekille çıkar ve işbirliği içindeki ya da kötüye kullanmayı bilen üçüncü kişiye karşı vekil edenin sözleşmeyle bağlı olmadığını açıkladı. Davalıların kardeş olması, işbirliği içinde davacıyı zararlandırmaları ve bedeller arasındaki fahiş fark karşısında tapu iptali ve tescil isteminin kabulü gerektiği gerekçesiyle kararı bozdu.
Sonuç: Vekille işbirliği içindeki alıcıya karşı yalnız bedel değil, tapu iptali ve tescil istenebilir.
10.Ölümden sonra da geçerli vekâlet; ispat yükü davacıdaYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2024/1339 · K. 2024/2708 ·
Mirasbırakanın 1962'de verdiği ve ölümden sonra da geçerli olacağı yazılı vekâletname, ölümünden yıllar sonra kullanılarak pay devredilmişti; bölge adliye mahkemesi davayı kabul etmişti. Daire, 07.12.1940 tarihli, 20/87 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına dayanarak taraflarca kararlaştırılmışsa temsil yetkisinin ölümden sonra da devam edeceğini, bu vekâletnameyle yapılan devrin geçerli olduğunu ve yolsuz tescil oluşturmayacağını belirtti. Vekâlet görevinin kötüye kullanılması davasında ispat külfetinin davacıda olduğunu, davacıların iddialarını kanıtlayamadığını ve temlikin vekil edenin iradesine uygun olduğunu gözeterek kararı bozdu. Vekâletname 1962'de verilmiş, devir 1994'te yapılmıştır; olay mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi ve 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemindedir, Daire bugünkü TBK m. 504-506 ile 07.12.1940 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararına dayanmıştır.
Sonuç: Ölümden sonra da geçerli olacağı kararlaştırılan vekâletle yapılan devir yolsuz değildir; kötüye kullanmayı davacı ispatlar.
11.Ehliyetsizlikte mirasçıların birlikte hareketi; pay oranında davaYargıtay 1. Hukuk Dairesi · E. 2019/322 · K. 2020/5777 ·
Davacı, mirasbırakan annesinin taşınmazlardaki paylarını 1998'de kardeşine devretmesinin ehliyetsizlik ve muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürerek miras payı oranında tapu iptali istemişti; bölge adliye mahkemesi ehliyetsizliğe dayanan pay davasının dinlenemeyeceğini de belirtmişti. Daire, mirasbırakanın ehliyetsizliği iddiasıyla üçüncü kişilere karşı açılan davayı tüm mirasçıların birlikte açması, terekeye iade isteyen mirasçının diğerlerinin muvafakatini sağlaması, aksi hâlde terekenin temsilciyle temsil edilmesi gerektiğini; pay oranında açılan davanın dinlenmeyeceğini, ancak bu kuralın mirasçıların birbirine karşı açtığı davalarda uygulanmayacağını açıkladı. Davanın diğer mirasçıya karşı açıldığını ve ehliyetsizliğin ispatlanamadığını gözeterek kararı onadı. Olay mülga 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi dönemindedir, Daire bugünkü TMK m. 640'ı andı.
Sonuç: Mirasbırakanın ehliyetsizliğine dayanan dava üçüncü kişiye karşı pay oranında açılamaz; mirasçılar arasında pay oranında dava mümkündür.
12.İyi niyet karinesi, ispat yükü ve kötü niyet olguları (TMK m. 1023)Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2024/1 · K. 2025/565 ·
Yükleniciden harici satışla bağımsız bölüm alan davacı, bölümün tapuda başkasına devredilmesi üzerine tapu iptali ve tescil istemişti; dava asliye hukuk mahkemesinde tüketici mahkemesi sıfatıyla görüldü. Kurul, tapu siciline güven ilkesini tanımladı; iyiniyetin kanuni bir karine olduğunu ve davalının iyiniyetli olmadığını davacının ispat etmesi gerektiğini belirtti. Yakın akrabalık veya yakın ilişki, kısa sürede ya da düşük bedelle el değiştirme ve küçük bir araştırmayla gerçeğin öğrenilebilmesi gibi olguların iyiniyet iddiasını çürütebileceğini, konutu görmeden yalnız tapuda işlem yaparak almanın hayatın olağan akışına aykırı olduğunu kabul ederek direnme kararını onadı. Karar oy çokluğuyla verildi.
Sonuç: İyi niyet karinedir; kötü niyeti davacı ispatlar, ama yakınlık, düşük bedel ve kısa aralıklı devir gibi olgular karineyi çürütebilir.
13.TMK m. 1007 davasında alıcının iyi niyeti; yolsuz tescili bilmesi gereken alıcıYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2020/136 · K. 2020/895 ·
Tapu kayıtları yolsuz tescil gerekçesiyle iptal edilip orman niteliğiyle Hazine adına tescil edilen taşınmazların alıcısı şirket, TMK m. 1007'ye dayanarak Devletten tazminat istemişti. Kurul, Devletin sorumluluğu için sicil görevlisinin hukuka aykırı işlemi ile zarar arasında nedensellik bağı gerektiğini ve yolsuz kayda dayanan üçüncü kişinin tescilin yolsuzluğunu bilmemesi ve bilebilecek durumda olmaması gerektiğini açıkladı; uygulamada süratle ve düşük bedelle satışta ya da alıcı ile satıcı arasında akrabalık, iş arkadaşlığı veya komşuluk gibi bir ilişki bulunduğunda kötü niyetin kendiliğinden sabit sayıldığını aktardı. Alıcı şirketin ortaklarından birinin aynı zamanda kayıt maliki mirasçılarının vekili olduğu ve taşınmazların tescil edildikleri gün aynı resmî senetle devralındığı olayda yolsuz tescilin bilinmemesine olanak bulunmadığını, iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceğini belirterek davanın reddini öngören Özel Daire bozmasını benimsedi ve direnme kararını bozdu. Karar oy çokluğuyla verildi; temyiz incelemesi HMK geçici m. 3 yollamasıyla mülga HUMK hükümlerine göre yapıldı.
Sonuç: Yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken alıcı iyi niyet iddiasında bulunamaz; tapusu bu yüzden iptal edilen alıcının Devletten tazminat davası reddedilir.
14.Kadastro öncesi sebeplerde on yıllık hak düşürücü süre (3402 m. 12/3)Yargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2011/295 · K. 2011/359 ·
Miras hakkına dayanan tapu iptali ve tescil davasında uyuşmazlık, 3402 sayılı Kadastro Kanunu m. 12'deki on yıllık hak düşürücü sürenin uygulanıp uygulanmayacağıydı. Kurul, muris muvazaası, sahtecilik ve vekâletin kötüye kullanılması iddiasına dayalı davaların her zaman açılabileceğini tartışmasız bir nokta olarak andı; uyuşmazlığı ise bu hâller kadastro tespitinden önce ise ve on yıllık süre geçmişse bunlara ilişkin itiraz ve davaların da dinlenemeyeceği yönünde çözerek direnme kararını onadı. Karar oy çokluğuyla verildi; kararda anılan ve maddeye 2009'da eklenen cümle sonradan Anayasa Mahkemesince iptal edilmiştir.
Sonuç: Süresiz sayılan sebepler de kadastrodan önceye dayanıyorsa tutanağın kesinleşmesinden itibaren on yıl sonra ileri sürülemez.
15.TMK m. 1007: Devletin kusursuz sorumluluğu ve zararın değerlendirme tarihiYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2024/270 · K. 2025/681 ·
Tapu kaydı orman niteliği nedeniyle mahkeme kararıyla iptal edilip Hazine adına tescil edilen eski malik, TMK m. 1007'ye göre tazminat istemişti. Kurul, maddenin tapu sicilindeki kayıtların doğruluğuna güvenenlerin zararından Devleti sorumlu tuttuğunu ve bunun kusursuz sorumluluğun özel bir görünümü olduğunu; tazmini gereken zararın tapu kaydının iptali nedeniyle malikin mal varlığında meydana gelen azalma olduğunu, değerin 2942 sayılı Kanun m. 11'deki yönteme göre belirleneceğini ve değerlendirme tarihinin tapu iptali kararının kesinleşme tarihi olduğunu açıkladı. Bilirkişi raporu yerine emsal dosyalardaki birim değerle resen hesap yapılmasını eksik inceleme sayarak direnme kararını değiştirilmiş ve genişletilmiş gerekçeyle bozdu. Karar oy çokluğuyla verildi.
Sonuç: Sorumluluk şartları varsa, tapusu iptal edilen malikin zararı iptal kararının kesinleştiği tarihteki değer üzerinden Devletçe karşılanır.
16.TMK m. 1007 davası: Hazine aleyhine adli yargı ve on yıllık zamanaşımıYargıtay 5. Hukuk Dairesi · E. 2023/11462 · K. 2024/4899 ·
Kadastroda mera olarak tespit edilen taşınmaz nedeniyle mirasçılar 2018'de TMK m. 1007'ye dayanarak tazminat istemişti; tespit tutanağı 1993'te kesinleşmiş ve mülkiyet o tarihte kaybedilmişti. Daire, Hukuk Genel Kurulu'nun 2009 tarihli kararına atıfla zarar görenlerin Hazine aleyhine adli yargıda dava açabileceğini, sorumluluğun asıl ve nesnel olduğunu belirtti. Bu davalarda mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren TBK m. 146'ya göre on yıllık genel zamanaşımı süresi içinde dava açılması gerektiğini, 2009 tarihli Kurul kararından önce süresi dolanlar için makul sürenin arandığını açıklayarak zamanaşımından verilen ret kararını onadı.
Sonuç: Devletin tapu sicilinden doğan sorumluluğuna dayanan dava, mülkiyet kaybının kesinleşmesinden itibaren on yıl içinde Hazineye karşı açılır.
17.TMK m. 1007 davasında on yıllık genel zamanaşımı ve başlangıcıYargıtay Hukuk Genel Kurulu · E. 2017/2384 · K. 2021/1172 ·
Davacıların da paydaşı olduğu taşınmazların bir kısmının tapu kayıtları orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle iptal edilmiş, karar 1982'de kesinleşmişti; davacılar 2012'de TMK m. 1007'ye dayanarak tazminat istedi. Kurul, Devletin sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğunu, haksız fiil zamanaşımının uygulanamayacağını, TMK m. 1007 davaları için ayrıca süre öngörülmediğinden on yıllık genel zamanaşımının uygulanacağını ve davanın tapu iptali kararının kesinleşmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra açıldığını belirtti. 18.11.2009 tarihli Kurul kararından sonra geçen yaklaşık 2 yıl 3 aylık sürenin makul sayılması gerektiği görüşünü benimsemeyerek direnme kararını bozdu. Karar oy çokluğuyla verildi; olay mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu dönemindedir ve Kurul BK m. 125'i (TBK m. 146) uyguladı. Temyiz incelemesi HMK geçici m. 3 yollamasıyla mülga HUMK hükümlerine göre yapıldı.
Sonuç: TMK m. 1007 davası, tapu iptali kararının kesinleşmesinden itibaren on yıllık genel zamanaşımına tabidir.
Sık sorulan sorular
Tapu iptal davası nedir?
Tapudaki kaydın gerçek hak durumunu yansıtmadığını ileri süren kişinin kaydın düzeltilmesini ve taşınmazın gerçek hak sahibi adına yazılmasını istediği davadır. Türk Medeni Kanunu, bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun tescili yolsuz sayar ve bu yüzden hakkı zedelenen kişiye tapu sicilinin düzeltilmesini dava etme hakkı verir.
Tapu iptal davası ne kadar sürer?
Kanunda davanın ne kadar süreceğine ilişkin bir süre yoktur ve bu konuda incelenen Yargıtay kararları bir ortalama vermez. Süreyi uzatan başlıca adımlar ehliyetsizlik iddiasında Adli Tıp Kurumu raporu, taşınmazın değerinin belirlenmesi ve eksik harcın tamamlanması, yargılama sırasında ölen tarafın mirasçılarının belirlenmesi ile istinaf ve temyiz aşamalarıdır.
Tapu iptal davası için zamanaşımı var mı?
Kanunda genel bir süre yoktur; süre dayanılan sebebe göre değişir. Hata, aldatma veya korkutmaya dayanan taraf, bunu öğrendiği ya da korkutmanın etkisi kalktığı andan itibaren bir yıl içinde sözleşmeyle bağlı olmadığını bildirmelidir. 1. Hukuk Dairesi'nin kararlarında vekâletin kötüye kullanılmasına ve ehliyetsizliğe dayanan davaların süreye bağlı olmadığı belirtilmiştir; sahteciliğe dayanan davaların da her zaman açılabileceği Hukuk Genel Kurulu'nun bir kararında anılmıştır. Ancak kadastrodan önceki sebeplere, kadastro tutanağının kesinleşmesinden itibaren on yıl geçtikten sonra dayanılamaz.
Tapu iptal davası hangi mahkemede açılır?
Kural olarak asliye hukuk mahkemesinde açılır; uyuşmazlık bir tüketici işleminden doğuyorsa tüketici mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yer mahkemesidir ve bu yetki kesindir. Dava birden fazla taşınmaza ilişkinse taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde diğerleri için de açılabilir.
Tapu iptal davasından önce arabulucuya gitmek zorunlu mu?
Kural olarak hayır. 6325 sayılı Kanun m. 18/B'de taşınmazla ilgili sayılan zorunlu arabuluculuk hâlleri kira, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti ve komşu hakkı uyuşmazlıklarıdır; tapu iptali bu listede yoktur. Tüketici mahkemesinde görülen davalarda da tüketici işlemi niteliğinde olup taşınmazın aynından doğan uyuşmazlıklar zorunlu arabuluculuğun dışındadır.
Tapuyu iyi niyetle satın alan kişinin tapusu iptal edilebilir mi?
Kural olarak hayır: tapu kaydına iyi niyetle güvenerek mülkiyet kazanan üçüncü kişinin kazanımı korunur. Yolsuzluğu bilen veya bilmesi gereken kişi ise bu korumadan yararlanamaz. Türk Medeni Kanunu'na göre iyi niyet asıldır; 2025 tarihli bir Hukuk Genel Kurulu kararına göre kötü niyeti kural olarak davacı ispatlar. Aynı kararda yakın akrabalık veya yakın ilişki, kısa sürelerle ya da düşük bedelle el değiştirme bu ispatta kullanılabilecek olgular olarak sayılmıştır. 2020 tarihli bir Hukuk Genel Kurulu kararı ise uygulamada, taşınmaz süratle ve düşük bedelle satılmışsa ya da alıcı ile satıcı arasında akrabalık, iş arkadaşlığı veya komşuluk gibi bir ilişki varsa kötü niyetin kendiliğinden sabit sayıldığını ve alıcının iyi niyetini ispat etmesi gerektiğinin kabul edildiğini aktarmıştır; bu olgular her dosyada aynı sonucu doğurmamıştır. Sahte vekâletnameyle taşınmazı edinen ilk el ise iyi niyet savunmasında bulunamaz.
Vekâletname ile satılan taşınmazın tapusu iptal edilebilir mi?
Vekil vekâlet verenin yararına ve iradesine aykırı davranmışsa ve taşınmazı alan kişi vekille işbirliği içindeyse ya da kötüye kullanmayı biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, Yargıtay kararlarına göre tapu iptali ve tescil istenebilir. Alıcı iyi niyetliyse sözleşme vekâlet vereni bağlar ve sorun vekil ile vekâlet veren arasında kalır. Dilediği bedelle satış yetkisi verilmiş olması vekile makul ölçüler dışında satış yapma hakkı vermez. Kötüye kullanmayı ispat yükü davacıdadır.
Tapu iptal davasında harç nasıl hesaplanır?
Harç kural olarak nispidir ve harca esas değer taşınmazın değeridir. Ecrimisil veya tazminat da istenirse harç, taşınmazın değeri ile istenen tutar üzerinden alınır. Dava dilekçesinde değer gösterilmesi zorunludur; yargılama sırasında belirlenen değer daha yüksek çıkarsa eksik harç tamamlanmadıkça davaya devam edilmez. Dava tüketici mahkemesinde tüketici tarafından açılıyorsa Harçlar Kanunu'nda düzenlenen harçlardan muaftır.
Dava sürerken taşınmazın başkasına satılması engellenebilir mi?
Hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da imkânsız hâle geleceğinden endişe ediliyorsa mahkemeden ihtiyati tedbir istenebilir. Çekişmeli hakların korunmasına ilişkin mahkeme kararına dayanan kısıtlama tapu kütüğüne şerh verilebilir; şerh verildikten sonra taşınmaz üzerinde hak kazanan kişilere karşı da ileri sürülebilir.
Tapusu iptal edilen kişi Devletten tazminat isteyebilir mi?
Zarar tapu sicilinin tutulmasından doğmuşsa Devlet sorumludur ve dava tapu sicilinin bulunduğu yer mahkemesinde Hazineye karşı açılır. Hukuk Genel Kurulu'na göre sorumluluk için sicil görevlisinin hukuka aykırı bir işlemi ile zarar arasında nedensellik bağı gerekir. Hukuk Genel Kurulu, yolsuz tescili bilen veya bilmesi gereken alıcının iyi niyet iddiasının dinlenemeyeceğini ve bu durumda Devlete karşı açılan tazminat davasının reddedileceğini kabul etmiştir. Kurul bu sorumluluğu kusursuz sorumluluk olarak nitelendirmiş, zararın tapu iptali kararının kesinleştiği tarihteki değere göre belirleneceğini belirtmiştir. Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 5. Hukuk Dairesi kararlarına göre dava, tapu iptali kararının ya da mülkiyet kaybının kesinleştiği tarihten itibaren on yıllık genel zamanaşımı süresi içinde açılmalıdır.
Dosyanız nerede olursa olsun
Muğla Adliyesi ile Bodrum, Marmaris ve Milas gibi ilçe adliyelerindeki dosyalarda Menteşe'den, Fethiye Adliyesi ile Seydikemer, Dalaman ve Ortaca'daki dosyalarda Fethiye'den bizzat vekillik üstleniyoruz. Türkiye'nin başka bir ilinde görülen davalarda da dosya takibi ve hukuki danışmanlık veriyoruz.
Gayrimenkul Hukuku alanına dön
Bu alandaki diğer rehberler
- Muris muvazaası davası: mirastan mal kaçırma, İçtihadı Birleştirme Kararı, ispat ve tapu iptali
- Satış vaadi sözleşmesi: noterde düzenleme şekli, tapuya şerh ve vaade dayalı tescil davası
- Tapusuz arazi tescil davası: zilyetliğe dayalı tescilin şartları, süresi ve ispatı
- Geçit hakkı: zorunlu geçit, mecra ve zorunlu su hakkı davası
- Kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma davaları
- Reddi miras, tenkis, vasiyetnamenin iptali ve mirasçılık belgesi
Bu site mesleki faaliyet hakkında bilgilendirme amaçlıdır; hukuki danışmanlık yerine geçmez.